2025 yılını geride bıraktık. 2025’i aile yılı olarak adlandıran iktidar, yetmemiş aile 10 yılını gündeme getirmişti. Kadının sadece aile içindeki görevleriyle var olduğu, nüfus artışının temel gündem yapılmak istendiği, erken yaşta evliliklerin devlet eliyle teşvik edilmeye çalışıldığı, “aile ile uyumlu iş yaşamı” adı altında esnek güvencesiz çalışmanın kadının kaderi ilan edilmek istendiği, çocukların nitelikli kreşler yerine komşu annelere teslim edilmesine ilişkin Bakanlıkların projeler geliştirdiği bu sürecin 2026’da da devam edeceğini biliyoruz.
Aile yılının iktidar açısından en temel başlıkları nüfus politikası ve kadınların esnek çalışması başlığı oldu diyebiliriz. Sağlık Bakanı çocuk sahibi olmayan çiftleri aile olarak tanımlamadığını belirtirken Sivasspor sahaya normal doğum pankartı ile çıktı. Bununla birlikte LGBTİ nefreti her fırsatta körüklendi. Yaşam hakkını ihlal eden açıklamalar, yasa teklifleri yıl boyunca sürekli gündemde tutuldu. 10. ve 11. yargı paketlerine “genel ahlaka aykırılık” diye bir suç tipi eklenmek istendi, LGBTİ’lerin varoluşlarının yasaklanacağı düzenlemeye ilişkin madde gündeme düştü. Kamuoyu tepkisiyle düzenlemeler paketlere şu an için eklenmezken bu tehlike halen varlığını koruyor. Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutuklu bulunan trans erkek mahpus Poyraz’ın 1 Aralık 2025’teki şüpheli ölümü tam da bu yaşamsal tehlikenin ne kadar gerçek olduğunu somut olarak ortaya çıkardı. Yoksulluk, kadınların güvencesiz ortamlarda çalışmak zorunda kalması, çocuğuna bir öğün sağlıklı beslenme bile koyamaması, yüzlerce kadın cinayeti, şiddetten korunmak için sesini kamuoyuna duyurmakta bulan kadınlar ülkede kadınların yaşadıklarının işaretiydi.
İşte böylesi bir yılda; 25 Kasım 2025 günü “işareti fark et” kampanyası başlattı Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı. Bakan Göktaş; “İşaretleri fark etmek ‘dur’ demektir. Unutmayalım ki bir toplumun vicdanı en çok korunmaya ihtiyacı olana, sahip çıktığı anda görünür. İşte o anın kapısını açan şey, güçlü bir dikkat ve dayanışmadır. Şiddet bir kadının dünyasını sessizleştirir, fark et. Şiddet çocukların kalbine korku eker, fark et. Şiddet bir aileyi dağıtır, fark et” sözleriyle anlattı kampanyayı.
2025’te işaretler ortadaydı. Söz konusu olan işaretler ise, o işaretlerin izlerini takip edip, gereğini yapmak kimin görevi? Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı bir işaret değil mi? Kadınların ellerinde koruma kararları ile öldürülmesi peki? Yoksulluk ve işsizlik nedeniyle kadınların gidecek bir yerleri olmadığı için ölüm tehlikesi pahasına kalmak zorunda kaldıkları evler? İşaretleri hatırlatalım.
Kadın cinayetleri verileri ortada
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, İçişleri Bakanlığının 2026 bütçe teklifinin görüşüldüğü TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı sunumda 2025 yılının ilk on ayında 217 kadın cinayeti işlendiğini ve geçtiğimiz yıla göre kadın cinayetlerinin yüzde 25,2 azaldığını söyledi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre ise 2025’in ilk on ayında en az 235 kadın katledildi, 247 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun verilerine göre ise 2025’in ilk on ayında en az 241 kadın katledildi.
Azalmayan artan, şüpheli kadın ölümlerinin kadın cinayetlerinin önüne geçtiği bir yıldı yaşanan. Rakamlar Bakanlıkları yalanlıyor, kadınlar öldürülmeye devam ediyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi öğrencisi Rojin Kabaiş’in ölümüne ilişkin çelişkili Adli Tıp Raporları 2025 yılının en çok konuşulan konularından biri oldu.
Otopsi kaydına “boğulma” olarak geçen ölüm, otopsiye üniversite rektörünün girdiği iddiaları ile ciddi bir noktaya taşınırken, Adli Tıp Kurumunun bir yıldır sakladığı DNA bilgisi cinsel saldırı ihtimalini güçlendirirdi. Ülkenin dört bir yanında üniversitelerde kadınlar düzenledikleri eylemlerle Rojin’e ne oldu sorusunu sormaya ve sorumluların yargılanması için mücadele etmeye devam ediyor.
Kolluk ile suç failleri birbirini kolluyor
2025 yılında eski bir polis memuru tarafından öldürülen kadınlardan biriydi Ayşe Tokyaz. Ayşe'nin uzun süre şiddete maruz kaldığı ve durumu defalarca resmi makamlara bildirdiklerini yakınları açıkladı. Üstelik delilleri ortadan kaldırdığı için tutuklanan polisler de var dosyada. Ayşe Tokyaz’ın faili eski polis Cemil Koç’a hukuka aykırı yollarla bilgi aktardıkları tespit edilen iki polis memuru kasten öldürmeye yardım suçlamasıyla esas davada yargılanıyorlar. Kadınları korumakla görevli olan, her bir şikayeti değerlendirip kadınların başına bir iş gelmemesiyle yükümlü kolluğun dahil olduğu bir kadın cinayeti söz konusu olan.
11’inci yargı paketinin ardından...
Kamuoyunda uzun süre tartışılan 11. yargı paketi yürürlüğe girdi. Kamuoyunda “Kovid-19 düzenlemesi” olarak bilinen, kapalı cezaevinden açık cezaevine, açık cezaevinden de denetimli serbestliğe 3 yıl erken ayrılmayı sağlayan düzenleme, 31 Temmuz 2023 ve öncesinde işlenen bazı suçlar bakımından da uygulanacak.
Kadınlara ilişkin işlenmiş suçlarda kasten yaralama suçları bu af kapsamında. Bu nedenle binlerce “kadına karşı şiddet faili” erken tahliye edilecek. Tüm itirazlara rağmen iktidar oylarıyla kabul edilen düzenleme kapsamında, kasten öldürme, cinsel saldırı ve çocuğun cinsel istismarı gibi bazı suçlar dışında kalan şiddet suçlarının failleri 3 yıl erken serbest bırakılacak. Kadınlar ve çocuklar olası risklerle karşı karşıya bu nedenle.
Keza adli bir suçtan dolayı 4 senedir cezaevinde olan Okay Gür düzenleme kapsamında cezaevinden çıktıktan bir gün sonra bir kadını katletti. Okay Gür, henüz cezaevi kapısındayken görüntülü aradığı Rojda Yakışıklı’yı “Evden çıkmazsanız sizi öldürürüm, hepinizi öldürmeye geliyorum” diyerek tehdit etti. Tehditten bir gün sonra katliamı yapan Okay Gür’ün olayı sakladığı ve Rojda Yakışıklı'yı soran ailesine “Kaçmıştır” yanıtı vererek, olayın üstünü kapatmaya çalıştığı öğrenildi.
Hak gaspı, sömürü ve yakılan hayatlar
Smart Solar, Şık Makas, Peri Tekstil, Digel Tekstil, Temel Conta, Askaynak (Lincoln Electric), Chinatool Otomotiv, İzmir’de tütün işçileri, farklı illerde belediye işçileri gibi birçok grev ve direnişte kadın işçiler hakları için mücadele etti. Birçok kadın işçi iş yerinde uğradığı tacizi, şiddeti ve mobbingi anlattı, patronlara dokunmayan devlet, grev alanlarında, direnişlerde barikatlarını kadın işçilerin önüne dizdi.
Açlık ve yoksulluk, patronun ekmeğine yağ sürdü, devletten aldığı cesaretle iş yerleri kadın işçiler için mezar oldu. Dilovası’daki patlamada, hemen devlet kurumunun karşısındaki binada kadınlar ve çocuklar yanarak hayatını kaybetti.17 yaşındaki Afganistanlı çocuk işçi Zahra, eşarbı makineye takıldığı için Karaman’da, tek bir fotoğrafına bile ulaşamadan hayatını kaybetti. Sadece iş yerleri değil, yoksulluk evlere de ateş düşürdü. İstanbul’da ve Mersin’de bir ay geçmeden aynı şekilde küçük çocuklar yoksulluğun yaktığı ateşte hayatını kaybetti.
Kampanya başlatan Bakanlık ne yaptı?
Sığınmaevi açmayan, kreşlerin yaygınlaştırılmasına ilişkin bir planı olmayan, kadına yönelik şiddetin nasıl engelleneceğine ilişkin kapsamlı bir çalışma yapmayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 2025 yılı boyunca sadece “aile” dedi .
Bakanlığın 2026 bütçesinde 150 olan sığınak sayısını sadece 151 olduğu görülüyor. Üstelik bu konuda hedeflerin her geçen yıl daha da azaldığı da anlaşılıyor Bakanlık bütçesinde. Kadınların yaşadıkları şiddet giderek artmakta ve ülkenin en önemli sorunlarından biri iken giderek daha az sığınak hedefleyen bir Bakanlık var karşımızda.
83 bine yakın çocuğa kreş ve gündüz bakımevi hizmeti verildiği ifade ediliyor. Oysa Türkiye'de kreş çağında (genellikle 0-5 yaş olarak kabul edilir) yaklaşık 9.3 milyon çocuk bulunuyor. Bu kadar az kreş hizmeti olan bir ülkede Bakan Göktaş, daha çok kreş açmak yerine çocukları komşu annelere teslim etme kararı verdi. Bakanlık ayrıca, çocuk SED desteği, eşi ölen kadınlara ödediği sosyal yardımı, kadınlara ödenen SGK pirim desteğini büyük ölçüde kesmeyi hedefliyor
İşaretler ortada, işaretleri kadınlar kemiğiyle, iliğiyle yaşıyor. İşaretleri fark eden ama görmezden gelen ise Aile Bakanlığı, devletin kendisi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN






















