Barış her neredeyse bulup getireceğiz
Son dönemde daha da açık görüyoruz ki barış mücadelesi ekmeğimizle, aşımızla, işimizle, huzurumuzla, güvenli bir gelecekle yaşamımızın her aşaması ile ilişkili. Hayatın tam da içinde, tam da kendisi.

1 Eylül Dünya Barış Günü. Barış; sorsanız ülkeyi yönetenler dahil herkesin söylediği, adeta kutsal ulvi bir şey. Hiçbir yöneten “Ben barış istemem” demez mesela. Hepsi ama hepsi ne kadar ihtiyaç olduğundan barış içinde kardeşçe yaşamaktan söz eder.

Bu topraklara bakalım önce. Barış isteyen insanların gözaltına alınıp tutuklandığı, Kürt sorununa ilişkin barış mesajları veren siyasetçilerin yıllardır özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları bir ülke burası. Barış mitingine IŞİD’in bombalı saldırı düzenlediği, 103 insanın Ankara’nın orta yerinde hayatını kaybettiği ülke...

10 Ekim 2015 günü kaybettiğimiz Hakan Dursun Akalın’ın mitinge giderken sosyal medyada bıraktığı sözlerindeki gibi tıpkı; “Ankara’daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı kızıma sefa olsun”. Alıp getirilecek bir şey barış, uğruna mücadele edilecek, çocuklarımıza bırakacağımız kocaman bir hediye belki…

Barış isteyenlerin cezalandırıldığı hatta öldürüldüğü bu topraklarda 1 Eylül önemli bir gün. Öyle anılıp geçilecek bir tek gün de değil aslında. Bir mücadele günü, barış isteğinden hiç vazgeçmeyenlerin bunu tekrar tekrar hatırlattıkları gün. Dünyanın her yerinde de böyle aslında.

BARIŞ İSTEYENLERİN YARGILANDIĞI BİR MEMLEKET

10 Ekim Barış Mitingi demişken IŞİD’ten söz edelim biraz da. Suriye’de, Orta Doğu’da IŞİD’in gerçekleştirdiği insanlığa karşı işlenmiş suçlardan. Ülkenin bir savaşın içinde yok edilmek istendiği günlerin ardından milyonlarca insan göç yollarına düşmek zorunda kaldı. Bugün ülkenin her yerinde nefret objesi olarak anılan insanların çoğu savaş yüzünden ülkelerini terk etmek durumunda kaldı.

Üstelik Türkiye’nin bizzat dahil olduğu bir savaştı bu. Şam’da, Halep’te birkaç gün içinde cuma namazı kılma hayalleri olanlar milyonlarca insanı yersiz yurtsuz bıraktı.

Kadınlar, en çok kadınlar zarar gördü. Alınıp satıldılar, köle pazarları kuruldu. Aradan bu kadar zaman geçmesine karşın hâlâ esir tutulan kadınlar Ankara’da, ülkenin çeşitli yerlerinde ailelerinin çabaları ile bulunuyorlar. Binlerce Êzidî kadın halen kayıp. Binlerce...

Sağ kalan, ölmeyen, göç yollarına düşen kadınlar da bilmedikleri ülkelerde, bilmedikleri dillerle bir hayat kurmaya çalışıyor. Aynı Türkiye’den çeşitli sebeplerle göç etmek zorunda kalanlar gibi.

Savaş kadınları ganimet haline getirirken, bu ülkede işte bu sürecin bir parçası olan IŞİD saldırganlığına karşı mücadele çağrısı yapan HDP’li siyasetçiler yargılanıyor. Adına Kobane davası denilen yargılama somut hiçbir suçlama olmadan, aslında yargılama olmayan bir süreçle adım adım karara gidiyor. Barış için imza veren akademisyenler hâlâ işlerine dönmek için mücadele diyor. TTB Merkez Konseyi Barış bildirisi yayınladıkları için yargılandılar, hepimiz hatırlıyoruz.

Barış isteyenler yargılanırken, savaş suçu işleyenler, barışa karşı suç işleyenler hiç yargılanmadı. Cenazesi günlerce evinin önünde kalan, çocuklarının öldürülmemek için cenazesini alamadığı Taybet Ana’nın katilleri yargılanmıyor. Annesinin derin dondurucuda beklettiği Cemile’nin katillerine kimse dokunmadı. İnsanların asit kuyularına atıldığı Kızıltepe JİTEM dosyasından cezasızlık çıktı. Hayatını barışa adayan eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi davasında hiçbir ilerleme yok. Sokaklarda öldürülen, polis araçlarının, TOMA’ların, zırhlı araçların altında kalarak can veren çocukların davaları hiç açılmıyor bile. 31 Ağustos günü dün yine bir çocuk Şırnak’ta zırhlı araç nedeniyle aşır yaralandı mesela. Valilik bir açıklama yapma zahmetinde bile bulunmadı halen.

ZORA, ZORBALIĞA KARŞI MÜCADELEMİZ DE SÜRECEK TALEBİMİZ DE

En doğal insani görev olan barış istemek, barış için çabalamak, mücadele etmek, savaş, katliam ve insanlığa karşı suçlara karşı olmak böylesi zor, böylesi meşakkatli. İnsan olmanın temel değerlerinden vazgeçmek demek barış istemekten vazgeçmek. O nedenle bu mücadele sürüyor ve süren mücadeleden korkanlar bu kadar saldırganca yaklaşıyor belki de.

Özellikle son dönemde daha da açık görüyoruz ki barış mücadelesi ekmeğimizle, aşımızla, işimizle, huzurumuzla, güvenli bir gelecekle yaşamımızın her aşaması ile ilişkili. Hayatın tam da içinde, tam da kendisi aslında. Barış olmazsa yıllardır yaşadığın ülkeyi terk etmek zorunda kalabilirsin bir gece yarısı. Bu bilgiden daha acı, daha net ne olabilir ki.

Aynı topraklarda bile doğduğun yeri terk edersin, büyük şehirlerde, yabancısı olduğun illerde yaşam mücadelesi verirsin. Aynı Türkiye’de olduğu gibi.

Bu 1 Eylül barış için vereceğimiz emeklerin büyüdüğü bir dönemin başlangıcı olsun. Barış her neredeyse bulup getirmek hepimizin boynunun borcu.

Fotoğraf: Evrensel (Arşiv)

İlgili haberler
1 Eylül barışla birlikte şiddetsiz bir yaşamı da g...

1 Eylül Dünya Barış Günü kız kardeşlerimizin yaşadığı, kahkaha atabildiği bir seneyi beraberinde get...

Bu 1 Eylül’de barışı daha çok konuşmalıyız

Belki de barışı en çok konuşmamız gereken 1 Eylül’lerden biri bu. Ülkemiz için ve tüm dünya için. Da...

Hepimiz için, tüm dünya için en acil talebimiz ‘ba...

Öfkemizi, savaşı çıkaranlara yöneltelim. Emperyalist hesaplar, güç dengeleri uğruna şehirleri bombal...