Devlet şiddete uğrayan kadına ‘iş yükü’ gibi bakıyor
İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin ardından kadın cinayetleri artarken, koruma kararları da neredeyse uygulanmıyor. Kamu görevlileri şiddet gören kadına adeta ‘iş yükü’ olarak bakıyor!

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun (KCDP) raporuna göre 2022 yılında 23 kadın koruma kararı varken öldürüldü. Aynı yıl 334 kadın cinayeti, 245 şüpheli kadın ölümü yaşandı. Koruma kararı altında öldürülen 23 kadının yüzde 50’sinin boşanma davası vardı. Bu yılın ocak ayında 31 kadın cinayeti, 25 şüpheli kadın ölümü yaşandı. Bu kadınların da yüzde 3’ü koruma kararı varken öldürüldüler.

KCDP avukatlarından Avukat Rukiye Leyla Süren ve Mor Çatı’dan Büşra Sünetci ile Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye yönelik hukuka aykırı Cumhurbaşkanlığı Kararı’nın ardından artan kadın ölümlerini ve uygulanmayan koruma kararlarını konuştuk.

KAMU GÖREVLİLERİ YASAYLA BELİRLENEN GÖREVLERİNİ YAPMIYOR

Kolluk güçlerinin şiddete ya da tehdide maruz kadınlara iş yükü gibi baktığını, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ortadan kalkmış gibi davrandığını belirten Avukat Rukiye Leyla Süren, ”2022 yılında 73 farklı ilden 1021 kadın derneğe başvurdu. Kadınların yüzde 18’i kamu görevlerinden şikayetçi oldu. Ya savcı beni dinlemedi ya da polis benimle ilgilenmedi dedi kadınlar. Kamu görevlileri içerisinde yüzde 47 ile polisler birinci sırada yer alıyor” dedi.

POLİSTEN ŞİDDET GÖREN KADINA: ‘YAPABİLECEĞİMİZ BİR ŞEY YOK’

Avukat Süren, bir kadının şiddete maruz kaldığında ya da tehdide maruz kaldığında nelerle karşılaştığını, yakın zamanda bir müvekkilinin karşılaştığı sorunu anlatarak yanıt verdi: “Müvekkilim şiddet görmüş ailesinden, ifadesi alınıyor, telefonu babası tarafından elinden alınmış ve bu nedenle müvekkilime ulaşamıyorum. Telefonla İstanbul Emniyeti de dahil aradım ve o birime bir türlü ulaşamadım. Devletin karakolu telefonunu açmıyor! Avukat olarak o an karakolda olan müvekkilime ulaşamadım! Müvekkilim telefonum babamda demesine rağmen ve polisin onu alma yetkisi olmasına rağmen babanın üzerinde arama yapılmadı. Cevap olarak da şu söylendi: ‘60 yaşındaki adamın üzerini mi arayayım ben şimdi?’ Bakın polis bunu müvekkilime söyledi. Müvekkilim, ailesi, anne, baba ve ağabeyinden gördüğü şiddet üzerine karakoldan ifadesi bitip çıkmak üzereyken ‘Ben nasıl çıkacağım, ailem de çıkacak. Güvenliğimi nasıl sağlayacaksınız?’ dediğinde, ‘Bizim yapabileceğimiz bir şey yok, biz biraz tutalım o zaman ailenizi, siz taksiyle gidin’ deyip müvekkilimi salıvermişler. Ki şiddet altında olan kadını, polisler kendileri gidip kilitli olan evden kurtarıyorlar, ona rağmen aile oradayken bu kolluk kuvveti arkadaşımızı öylece bırakacaktı. Oysaki güvenli bir yere kadar götürmek zorunda. Örneğin ‘Bana koruma kararı verecek misiniz?’ dediğinde, ‘Bizim yapabileceğimiz bir şey yok. Adliyeye başvur’ diyorlar. Oysa 6284’e göre 24 saat geçici koruma verebilirler. İstanbul’da bir metropolün kolluk kuvvetleriyle yaşanan bir şey bu.”

KADINLARA ‘AİLESİNİZ, BARIŞABİLİRSİNİZ’ DENİLİYOR

Süren, kadınların korunmayacağını düşünerek, tehdide ya da şiddete maruz kaldıklarında karakola ya da adli makamlara başvurmaktan çekindiğini belirtti: “Erkekler kadınlara ‘Bu mesajımı istediğin savcıya götür, bir çayını içer çıkarım’ ya da ‘İstediğin polise götür’ diye tehdit mesajı gönderiyorlar. Kadınların bize ilettiği bu mesajlar, adalete erişememe, korumaya erişememe çekincesi ve şiddete karşı yalnız olduklarını hissettiriyor. Yine ‘Ailesiniz barışabilirsiniz’ diyorlar kadınlara. Sürekli bir barıştırma çabası. Özele ait, aileye ait bir olay yaşanıyormuş, kadın orada şiddet görmüyormuş gibi bir davranışla karşılaşıyor. Tabii ki o kadın da polise gitmekte ya da şikayetçi olmakla ilgili bir otosansür uyguluyor. Ancak başvuru sayılarının yüksekliği de gösteriyor ki kadınlar yaşadıklarının normal olmadığını biliyor. Kadınlar artık eskiye göre her ne kadar kolluktan şikayetçi olsa adaletten şikayetçi olsalar da baroları ya da bizim gibi özelikle kadınların yanında olan STK’leri arıyorlar. Büyük bir bilinçlenme var. Her ne kadar yalnız bırakılmak için büyük bir çaba gösterilse de kadınlarda direnmek için haklarını istemek için büyük bir çaba gösteriyorlar.”

ŞÜPHELİ KADIN ÖLÜMÜ ARTTI

İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesinin ardından kadınların şiddete karşı korumasız bırakıldığı gibi bir algı oluştuğunu ifade eden Süren “Bu maalesef ölüm sayılarına yansıdı. Bunu çok açık şüpheli ölüm sayılarında görebiliyoruz. 2021’de 217 kadın şüpheli şekilde ölmüşken, 2022’de şüpheli ölüm sayısı artarak 245’e yükseldi. Erkekler giderek kadınları intihar ya da kaza suçu vererek öldürüyor. Dikkat ederseniz kadınlar yüksekten düşerek ölüyorlar ve her nedense her seferinde yanında bir erkek oluyor. İstanbul Sözleşmesinden sonra kadın ölümleri azalmadı, arttı. Bizim 334 kadın cinayeti olarak açıkladığımız sayıyı yetkililer daha düşük açıklıyor. Şüpheli ölümleri ise hükümet ve İçişleri Bakanlığı hiç görmüyor. Oysaki biz aydınlattığımız dosyalardan da biliyoruz ki şüpheli kadın ölümlerinin çoğu cinayet” diye belirtti.

KAMU SORUMLULUĞUNDA EMSAL DAVA: SERPİL ERFINDIK İHMAL YÜZÜNDEN KATLEDİLDİ
Kadın cinayetlerinde ihmali olan kamu görevlileri hakkında soruşturma dahi açılmıyor. Bir istisna dava var, Serpil Erfındık davası. 2013 yılında Buca’da Serpil Erfındık’ın, boşandığı eşi Vedat Atik tarafından bıçaklanarak öldürüldüğü cinayette ihmali oldukları gerekçesiyle 8 devlet memuru haklarında dava açıldı. Anayasa Mahkemesi, 6284’ün ihlal edildiğine karar verdi. Davaya dair konuştuğumuz Süren, ”Az önce bahsettiğim müvekkilim eğer o gün tek başına gönderilseydi ve aile de hemen arkasına çıkıp müvekkilime bir şey olsaydı, oradaki memurların sorumluluğu yüzde 100’dü değil mi? Burada özellikle kadınların can güvenliği, kadınlarla ilgili görevlerini yerine getirirken lütufta bulunuyorlarmış gibi davranıyorlar. Sanki bir nevi lütuf, iş yükü gibi değerlendiriliyor. Kadınların, korumaya ya da şikayetinin ciddiye alınmasına ihtiyaçları yokmuş gibi, hakları yokmuş gibi davranıyorlar. Bu iradenin kırılması gerekiyor. Bu nedenle Serpil Erfındık davası çok önemli. Anayasanın 17’nci maddesinde güvence altına alan ‘yaşam hakkının korunması ve etkili soruşturma yükümlülüğü’nün ihlal edildiğinin hükmedilmesi çok önemli. Bundan sonraki başvuracağımız dosyalar için bu bizim için emsal olacak. 29 Mayıs’ta görülecek duruşma. Kadınlarla ilgili yapılan işlemlerin bir lütuf olmadığı, görevlerinin sorumluluk gereği olduğu kolluk kuvvetlerine ve diğer kamu görevlilerine gösterilmiş olacak” dedi.


DELİL YETERSİZLİĞİ DENİLEREK DOSYALAR KAPATILIYOR
İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete dair yaklaşımını eleştiren Süren, “Aysun Yıldırım gibi şüpheli ölüm dosyalarını da takip ediyoruz. Birçok delil dosyada yoktu. Yeni delillerle medyanın da desteğiyle Aysun Yıldırım dosyası 2019’da tekrar görülmeye başladı. Aysun’un tırnaklarında şüphelinin DNA’sı çıkmış olmasına rağmen, savcı yine dosyayı açmayıp, ‘delil yetersizliği’ diyerek dosyayı kapattı ve biz şimdi tekrar itiraz ettik ve sonucunu bekliyoruz. Bakın 5 yıldır bir kadın cinayetini aydınlatmaya çalışıyoruz. Peki delil yetersizliği diyen kurumlar kim? Adalet Bakanlığı. Delili kimi araştıracak? İçişleri Bakanı, kolluk araştıracak, Adalet Bakanlığı araştıracak. Peki delili araştırmayan kim? Yine Adalet Bakanlığı. Adalet Bakanlığı, şüpheli kadın ölümlerinde ya da kadın cinayetlerinde gerekli Anayasa ve TCK ve CMK’ye göre yapması gereken işleri yapmayıp, sonra da delil yetersizliğinden diyerek dosyaları kapatıyor. Ondan sonra da cinayet sayısı az diyorlar.”
CİNAYETLERİ DURDURMAYANLAR KADIN DERNEKLERİNİ KAPATMAYA ÇALIŞIYOR

KCDP’ye yönelik “ahlaka aykırı faaliyet yürütmek” gerekçesiyle açılan kapatma davası 8 Şubat’ta görülecek. Süren “Bu dava sadece Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformuna değil, kadın hareketine açılmış bir davadır. Bizi dizayn etme çabası, susturma, sesimizi kısma çabasıdır. Kadınların birlikte hareket etmeleri ve birbirlerine asla yalnız yürümeyeceksin demeleri birilerini rahatsız ediyor. Herkesi yanımızda olmaya davet ediyoruz.” diyerek dayanışma çağrısı yaptı.

KORUMA KARARLARININ İŞLEMEMESİ KADINLARIN YAŞAMINI TEHDİT EDİYOR

Verilen koruma kararların sürelerinin giderek kısaldığını, bunun da kadınların gerçekçi planlar yapmasını engellediğini ifade eden Mor Çatı Gönüllüsü Büşra Sünetci de “Örneğin birkaç günlük ya da bir aylık verilen bir uzaklaştırma kararı kadının şiddet sonrasında durup dinlenmesi, düşünüp plan yapması için yeterli olamayabiliyor. Kararların süresinden bağımsız olarak uygulamada yaşanan sorunlar da başka dinamikleri getiriyor. Kararın şiddet uygulayan tarafa tebliğ edilmesi/edilememesi, şiddet uygulayanın kararı ihlal etmesi halinde kadınların bunu bildirdiği mekanizmaların koordineli bir takip yapmayışı, şiddet uygulayan hakkında hızlı şekilde işlem yapılmaması kadınların gündelik hayatlarını ve özel alanlarını sabote ediyor ya da yaşamlarını kaybetmesine neden oluyor.” diye belirtti.

Sünetci, şiddete ya da tehdide maruz kalan kadınların kolluk güçlerine başvurduğunda neler yaşadığını şöyle anlattı: “Kolluğun sıklıkla faille barıştırmaya çalışmak, eksik ya da yanlış bilgi vermek, kadının anlattıklarını dikkate almamak, özenle dinlememek, başvurusunu/ şikayetini almamak, tutanak tutmamak, sığınak ya da diğer haklarına dair yeterince bilgi vermemek gibi kötü uygulamalara maruz kaldığını görüyoruz. Şiddet yaşadığı bir durumda kolluğa başvuru yapan bir kadının böylesi bir karşılaşması olduysa tekrar başvuru yapmak konusunda çekince hissedebildiğini ya da genel olarak bu tür yaklaşımlar nedeniyle kadınların başvuru yapmak konusunda endişe duyabildiğini görüyoruz, bunu kadınlar bizimle olan görüşmelerinde doğrudan kendileri paylaşıyor. Pek çok kadının ‘Gitsem ne olacak ne yapacaklar ki?’ sorusu aslında bu güvensizliğin temel göstergesi. Bir yandan da kolluk ya da diğer kurumlardaki kötü uygulamalara dair bir denetleme veya cezalandırma mekanizması olmadığından, uygulayıcılar keyfi hareket edebiliyorlar, kollukta işlem yapmayan bir polisi yine polise şikayet etme fikri kadınlar için pek cesaretlendirici değil.”

SADECE GEÇİCİ KORUMA DEĞİL, ÖNLEYİCİ TEDBİRLER DE GEREKLİ

Koruma kararının sadece tehdit altında olan kadının yanına bir polis görevlendirilmesi demek olmadığını belirten Sünetci, “Kanunda yer alan ‘geçici koruma’ kararı şiddet uygulayan ya da uygulama ihtimali olan kişinin size zarar vermesinden endişe ediyorsanız, dışarı çıktığınızda, işe giderken vb. size eşlik edecek bir polisin görevlendirilmesini isteyebilmesi anlamını taşıyor. Yakın koruma, eşlik eder biçimde koruma ya da çağrı üzerine koruma şeklinde bir görevlinin şiddete maruz kalan ya da kalma tehdidi bulunan kadına destek olması anlamına geliyor. Ancak uygulamada bununla çok nadir karşılaşıyoruz. Kanunda yer alan ve geneliyle ‘koruyucu ve önleyici tedbir kararları’ olarak bahsi geçen koruyucu kararları geçici maddi yardım yapılması, iş yerinin değiştirilmesi, kendisi ya da çocuklarına uygun barınma yeri sağlanması vb. şekilde sıralayabiliriz. Tüm bunların kadının içinde bulunduğu durum ve ihtiyaçları gözetilerek kapsamlı sağlanması kadınların kendisi ya da varsa beraberinde çocukları için plan yapmasında destekleyici bir rol oynuyor” dedi.

Fotoğraf: Ekmek ve Gül

İlgili haberler
Koruma kararlarına rağmen öldürülen kadın sayısı a...

2022'de katledilen kadınların pek çoğu kendisini tehdit eden erkekler hakkında uzaklaştırma kararı a...

Koruma kararı vermeyen karakol: Devlet her kadının...

Emniyet’in, koruma kararlarının keyfi olarak uygulanmadığı haberlerini yalanladığı gün Adana’dan bir...

Kadınlar koruma kararına rağmen ölümle burun burun...

İstanbul ve Konya’da koruma taleplerine, şikayetlerine rağmen iki kadının ölümle burun buruna yaşayı...