Saniye Çelik inadına ayakta!
‘Hayallerimi gerçekleştirme zamanı gelmişti. Erkeklere de kadınlara da mesaj vermek için muhtar olmaya karar verdim.’

Kandırılarak yapılan bir evlilik... Tam 30 yıl süren şiddet... Saniye Çelik’in hikâyesi aslında o kadar tanıdık ki... Türkiye’de birçok kadının yaşadığı sorunlara ses oluyor şimdi Saniye Çelik. Yaşadığı şiddeti, Doğan Cüceloğlu ile çıkardıkları ‘Bir Kadın, Bir Ses’ kitabında anlatıyor. Şiddete, baskıya baş eğmezliği ve yaptıklarıyla birçok kadına örnek olan Saniye, 10 yıldır Adana Seyhan’ın Pınar Mahallesinde muhtarlık yapıyor. Şimdilerde de seçime hazırlanıyor.

Onunla Eskişehir Odunpazarı Belediyesi tarafından 25 Kasım için düzenlenen ‘Birleşeceğiz, Şiddete Son Vereceğiz’ paneli öncesinde tanıştık. Panelin konuşmacılarından biriydi. 30 yıl boyunca uğradığı şiddeti ve birey olma mücadelesini zaman zaman gözyaşlarıyla dile getiriyor...

SOYADIMI BİLMİYORDUM

Osmaniye’nin bir köyünde çiftçi bir ailenin 19 çocuğunun 9’uncu olarak dünyaya gelmiş. “Düşünün 66 yıl önce bir köyde, kız çocuğu olarak doğacaksınız. O dönemde kız çocukları çok okutulmazdı; ‘iyi bir kadın olarak yetişsin, sesini kimse duymasın, erkeklerin yanında gülmesin, hizmeti, ev işini bilsin’ denirdi. Büyüdükçe, aklım erdikçe bunun yanlış olduğunu düşünürdüm” diyor.

Okula da neredeyse kendi kendine yazılmış zaten. Komşu kızının peşine takılıp gitmiş okula. O günü şöyle anlatıyor: “Öğretmen sınıfa girdi. Hepimize adını, soyadını soruyor. Nasıl bir şey ki ben soyadımı bilmiyormuşum. Yanımdaki arkadaşım ‘Fatma Tosun’ dedi, bana sıra gelince ben de ‘Saniye Tosun’ dedim. Bir arkadaşımız kalktı, ‘Hayır öğretmenim o Saniye Demirci’ dedi. Annem beni okuldan almaya geldi. Öğretmen müsaade etmedi, ‘Yaşı geldi, okula gelecek’ deyince, annem bir şey yapamadı. Öğretmenin ısrarıyla okula başlamış oldum.”

Yaşar Kemal’in köyünün tam karşısındaymış Çelik’in doğduğu köy. Komünist bir yazarın karşı köyden olduğu söylenirmiş hep. Kendisi de lise yıllarında solcu olduğunu, hatta 15 gün gözaltında kaldığını anlatıyor: “Evdeki kitaplarımı mühürlediler. Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Dostoyevski hep bunlardı kitaplarım. Çocuğuz daha ve suçumuz kitap okumak. Bıraktılar bizi ama öğretmenler, komşular başka gözle bakmaya başladı... Lise yıllarında bunlar olduysa üniversitede neler olur diye korkup, üniversite okumama izin vermediler.”

ADIMI HİÇ SÖYLEMEDİ

Adana’da daktilo kursuna giderken tanışmış eşiyle. Sadece üç gün önce tanıştığı adam, ‘Seni belediyede işe sokacağım diyerek, fotoğrafını ve kimliğini almış. Nikah işlemlerini başlattıktan sonra da, evlenme teklif etmiş. Aslında evlenmeyi hiç istememiş, onun hayalinde okumak varmış. Ancak eşi, okumana izin vereceğim, diyerek evliliğe ikna etmiş onu. Evlendikten sonra ise ‘Hiç evli kadın okur mu’ diyerek Çelik’i hırpalamış. “30 yıllık evliliğimde gözyaşım hiç durmadı. Açlık, yoksulluk görmedim belki ama hep hırpalandım, şiddet gördüm, hayallerimi gerçekleştiremedim, aldatıldım, kandırıldım... Alışverişe tek gidemezdim, kendi kararlarımı kendim veremezdim, çocuklarım okula giderken veli toplantılarına bile saklı gizli gittim. Eşim alkol alırdı, o zamanlar çok daha kırıcı olurdu” diye anlatıyor evliliğini.
Eşi kalp krizinden ölene kadar da devam etmiş şiddet. “Eşim adımı hiç söylemezdi, duymadım hiç, çok zoruma gidiyordu” diyor.

KOCADIR YAPAR!.. EŞİNDİR DÖVER!..

“Şiddete uğradığınızı, aldatıldığınızı söylediğinizde çevreniz nasıl tepki verdi” diye soruyorum, yanıtı şu oluyor: “Kocadır yapar diyorlardı. Hatta eşim ‘Ben doğudan eş alsam biri ayağımı yıkar, diğeri havlumu tutar ama sen nankörsün’ derdi. Beni yediriyormuş, aç bırakmıyormuş ama ben yine de karşı çıkıyormuşum. Şiddet gördüğüm zaman karakola da gittim. Bana ‘Eşindir, döver de sever de’ dediler. Ama bana sunulan şiddet ve baskılanmış hayata karşı hep dik durdum. Sorguladım, kabullenmedim. Sadece ev süpüreyim, çocuk doğurayım değildi hayat benim için. Geleceğe ilişkin hayallerimizi konuşalım, bir şey alıyorsak birlikte karar verelim isterdim. Mesela eşim gider eşya alırdı eve, ben ‘Neden bana da sormadın’ derdim. O da ‘Bir de sana mı soracağım’ deyip vurup kırardı. Yakınlarım da ‘Ne getirirse teşekkür et’ derlerdi.”

Peki, boşanmayı hiç düşünmedi mi? “Doğmadan ölen kadınlar o kadar çok ki...” diye başlıyor söze... “Gelinlikle çıktın evden, kefeninle döneceksin denmiş. Benim yüzümü karartma, başımı aşağı indirme denmiş. Bir sürü toplum baskısı var üzerinizde. Çocuklarımı alıp ailemin yanına gitmek istediğimde beni tehdit etti. Zorla çocukları alıp arabaya koydu. Orada da bir kavga kıyamet...”

ÖĞRETMEN, ÖĞRENCİ, MUHTAR...

Eşini 2002’de kalp krizinden kaybettikten sonra ekonomik sorunlarla boğuşmuşlar. “330 TL emekli maaşı bağladılar, ama üç çocuk da okuyor. Temizlik ürünleri satışına başladım” diyor.

Geçmişin olanca yükünü bırakıp bugüne geliyoruz. Muhtar olmaya nasıl karar verdiğini şöyle anlatıyor: “Oğullarımın okulları bitti, para kazanmaya başladılar. Bana da ‘Anne canın ne isterse onu yap’ dediler. Hayallerimi gerçekleştirme zamanı gelmişti. Erkeklere de kadınlara da mesaj vermek için muhtar olmaya karar verdim.” Bu düşüncesini açtığı Yazar Doğan Cüceloğlu da kendisine cesaret ve destek verince işe koyulmuş.

2009 seçimlerinde muhtar seçilmiş Saniye Çelik; “Kahvehanelere girmeye başladım seçimlerde. Erkekler başta şaşırdılar. Bu bir bilgi işi, erkek kadın işi değil diye anlattım. Kadından muhtar olmaz diyen kadınlar bile oldu, çünkü eşi öyle demiş. Ben de, sen bir bireysin, eşin vermese bile sen kendi kararını ver diyordum. Ve yüzde 70 oyla muhtar oldum.”

Bir yandan da Anne Çocuk Vakfı’nın gönüllü okuma yazma kursunda öğretmenliğe başlamış Çelik. “Muhtar olacaksam kamu yönetimi okumalıyım, bilgili bir muhtar olmalıyım” diyerek üniversite okumuş...

Bu röportajı okuyan kadınlara da bir mesajı var: “Dünyaya bir kere geldiklerini unutmasınlar, bu yüzden de kendilerine saygıları olsun. Kadın kimsenin kulu kölesi değildir.”

DOĞAN CÜCELOĞLU İLE TANIŞMA
Saniye Çelik, Doğan Cüceloğlu ile tanışma öyküsünü şöyle anlatıyor: “2004’te kızım dershaneye gidiyordu. Dershane Doğan Cüceloğlu’nu konferansa davet etmiş. Kızım da beni çağırdı, gittim. Birçok kitabını okumuştum ama oraya yanımda götürmedim. Orada da kitap alamadım, çünkü eşim ölünce bir kuruşun bile hesabını yapmaya başlamıştım. Yine de sıraya girdim, hem teşekkür edeyim hem de yazdığım bir şiirimi vereyim dedim. Şiirimi verip ‘İsterseniz kitaplarınızda kullanabilirsiniz’ dedim. 150’ye yakın yazımın olduğunu da söyleyince iletişim adreslerimi istedi. Daha sonra beni aradı ve yazılarımı istedi. Hocamla böyle çıktık yola ve ‘Bir Kadın Bir Ses’ kitabında bana yer verdi.”


İlgili haberler
Arap Hatice’ye özür borcumuz var

‘Neden herkes Ayşanım, Fatmanım iken, o Arap Hatice’ydi? Neden bu öğretmen olacak kadar okumuş kadın...

Gülüşümüzün hırsızlarına karşı bir EYLEM

“Markamın ismini Parzun koydum. Ana dilim olan Zazaca’da süt süzmek için kullanılan torbaya deniyor....

Iraklı Sedra’nın hikayesi

Irak’tan Türkiye’ye gelen, 7 kardeşin sorumluluğunu alan 13 yaşındaki Sedra, aydınlık yüzünde savaşı...