İnşallah Erkek Olur Ama…|‘Bu kadar çaresiz olmam haksızlık’
İnşallah Erkek Olur filmi, bir kadının erkek çocuğu olmaması üzerinden yaşadığı eşitsizliğe karşı koyuşunu ele alıyor.

Günümüzde bebek bekleyen bir kadına cinsiyetini sorulduğunda her iki farklı cinsiyeti işittiğimizde de toplum tarafından hazırda bulunan çeşitli yorumlar vardır. “Kız çocuğu mu? Olsun. Bu da mı kız? Sağlıklı olsun da… Erkek mi? Bir tane de kızın olacak! Kız çocuğu başka…” Toplumsal olarak erkek ve kız çocuğuna biçilen farklı roller birbirini ikame etmediğinden iki farklı cinsiyet için de söylenecek bir söz bulunuyor. Erkek egemen bir sistemde; kız çocuğu tercihinden vazgeçilmemesinin sebebi, yaşlanınca daha fazla gereken yaşlı bakım emeğinin riske atılmak istenmemesiyken, erkek çocuğu ise soyun devamını teminat altına alıyor. Toplumsal cinsiyete dayalı bu roller, daha dünyaya gelmeden, anne karnında iken başlıyor.

Şu sıralar Mubi’de izleme imkânı bulunan “İnşallah Erkek Olur” Amjad Al Rasheed’in ilk uzun metrajlı filmi. Film, Cannes’da ilk kez yer alan bir Ürdün filmi olma özelliğini de taşıyor. Film, bir kadının erkek çocuğu olmaması üzerinden yaşadığı eşitsizliğe karşı koyuşunu ele alıyor.

Eşinin ani ölümünün ardından kızı Nora’yla hayatını sürdürmeye çalışan Nawal’ın hikayesi anlatılıyor filmde. Nawal, ikinci çocuğuna hamile kalmak isterken eşinin ölümü ile erkek egemen toplumda kızı ile yaşam mücadelesi veriyor. Yas süreci ile başa çıkmaya çalışırken bir yandan da işini kaybetmekten korkuyor. Eşinin borçları ortaya çıkınca da yaşadığı evi ve hatta kızını kaybetme ihtimali ile de karşı karşıya kalıyor.

Orta Doğu ve Arap coğrafyasında kadınların yaşadığı eşitsizliklerin başında gelen konulardan biri miras hakkı. Özel mülkiyetin ölüm durumunda bölüşümü olan miras meselesi, ölen kişinin eşi ve kızının değil, eşinin erkek kardeşlerinin hakkı olduğu gerekçesi ile Nawal ve kızı Nora’yı evlerinden olma durumu ile karşı karşıya bırakıyor.

SOSYAL ‘GÜVENCE’: YENİ BİR KOCA YA DA ERKEK ÇOCUK

Öte yandan Nawal ve kızının yaşadığı evin ölen eşinin kardeşleri arasında bölüşüm durumu; kız çocuğunun amcası ile yaşaması, Nawal’ın kızından ayrılması anlamına geliyor. Çünkü evli çiftin erkek çocuğu olmaması durumunda ölen eşin ailesinin miras hakkı bulunmuyor. Bu durumda Nawal’a sunulan tek seçenek evini ve kızını, ölen eşinin ailesine bırakması ve yeniden evlenmesi.

Filmde Nawal, kendisinin de ekonomik olarak katkıda bulunduğu, emek verdiği evin kendisinde kalması için çabalarken ispat yükümlülüğü nedeni ile kanunlara geri adım attıramıyor. Bu noktada toplum Nawal’a bir güvence yöntemi olarak yeni bir eş bulmasını ve mevcut şartlarda hem dul hem de çocuklu olmasından kaynaklı bunun bile ne kadar zor olduğunu hatırlatıyor. Nawal ise hamile olduğunu iddia edip “belki erkek olur” savunması ile kanunları kendi lehine çevirmeye çalışıyor.

Nawal geçimini yaşlı bakımını üstlendiği bir ailenin yanında hemşirelik yaparak sağlıyor. Gelir durumu yüksek ve Hristiyan olan ailenin eğitimli kızı Lauren ile birlikte Lauren’in istemediği gebelik üzerinden ikili birbirlerine yakınlaşıyor. Burada farklı kesimlere ve kültürlere ait olan iki kadının, kadın olmanın getirdiği toplumsal sıkıntılar üzerinden birbirleri ile dayanışma örneği gösterirken film, bu durumu romantize etmeden ustalıkla işliyor. Bize aynı zamanda bu noktada, kadın olmanın mevcut sistem üzerinde yarattığı haksızlığın sadece Orta Doğu ya da Arap coğrafyasına ait olmadığının da altını çiziyor.

Filmde yan hikaye olarak ele alınan Lauren ve Lauren’in annesi ile olan konuşmaları da filmin en etkileyici kesitlerinden birini oluşturuyor. Lauren kürtaj sonrası eşinden şiddet görüp annesinin evine geldiğinde Nawal, Lauren’in annesine bu şiddeti seyrettiği için tepki gösteriyor. Lauren annesinin, yine kendi ifadesiyle “ne istese yapabilecek, asi süper kadın” olarak tarif ettiği kızını korumak için aslında farklı yöntemi tercih ettiğini anlıyoruz. Filmin başlarında Lauren eşinden boşanmak istediğinde annesinin evliliğin katlanılması gereken bir durum olduğunun vurgulaması da bunu ifade ediyor. Lauren ve annesinin evlilik ile ilgili bakış açıları ve ardında gelişen diyaloglar tamamlanmamış ama üzerinde uzun uzun düşünülebilecek bir ana hikaye tadında bırakıyor kendini.

Yönetmen, kadınlara yönelik yoksun bırakma, kadınlar üzerinde kurulan toplumsal, dinsel ve kültürel baskıyı ele alırken, fiziksel şiddete ki işleyişi gereği bıçak sırtı olan bir konuya ustaca değinmeyi de ihmal etmiyor. Ayrıca filmin kendine özgü yanlarından biri her sahne geçişlerinin dahi değerlendirilmesiyle hikayenin tırmandığı zirveye eşlik ediyor oluşu.

MUTFAKTAKİ FARE: ERKLİK VE YOKSULLUK

Nawal ve kızının yaşadığı evde mutfakta ortaya çıkan, Nawal ve kızının günlük yaşamını etkileyen ve düzenlerini bozan fare, hikayenin kırılma noktalarına eşlik ediyor. Nawal’ın erkek kardeşi tarafından yakalanamayan Nawal tarafından yakalanan fare metaforu filmin içinde önemli bir yerde duruyor ve filmin seyir keyfini arttırıyor.
Yönetmen, kadınların karşı karşıya kaldıkları çaresizlikleri anlatırken konuya dramatik değil, bir hak arayışı çerçevesinde yaklaşıyor. Nawal’ın yer yer duygusal olarak sarsılması, çaresizliği ama her seferinde başını dik tutuşu bunun örneği.

Sonuç olarak, ekonomik ve sosyal güvencesizlikle baş başa bırakılan ve bu güvencesizliği alt etmesi için tek çaresi erkek çocuk doğurmak olan Nawal’ın hem yoksulluğa hem de erkek egemen bir sisteme olan karşı gelişini çıkarıyor ortaya: “Bu kadar çaresiz olmam haksızlık.”

Ekran görüntüsü filmin fragmanından alınmıştır.

İlgili haberler
GÜNÜN FİLMİ: Woman at War

Woman at War, sanayicilere karışı savaş açan çevre aktivisti bir kadının, evlat edinme başvurusu kab...

Filmler ve belgesellerle Filistin

Filistin sineması İsrail tarafından işgal edilmiş toprakalarıda süren direnişe kapı açıyor...

Aaahh Belinda Aaahh! Bu kez tüketilen sadece şampu...

İlki 1986 yılında çekilen ve 2023 yılında uyarlaması yapılan Aaahh Belinda filmlerini karşılaştırara...