GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Melodram
“Erkek milleti ulaştığı kadını terk eder demiş Zeliha. Çok saçmaymış Zeliha’nın sözleri. Madem bunun adı aşktı, hesap bilançosu çıkarılmadan yaşanmalıydı...”

Bir odada çoğu kadın olan bir topluluk kendi aralarında konuşmaktaydı. Ne var ki bu topluluğu oluşturan bireyler herkes gibi değildi. Onlar dünyanın katlanılmaz olduğunu herkesten önce kavramış, varoluşun bir yanılsama olduğunu görmüş, gerçekliğin sınırlarını aşarak, kendilerini hür kılmışlardı. Kimse onlara artık hükmedemezdi. Aralarına yeni katılan birinden bahsediyorlardı. Elbette kendi lisanlarınca. Biri koynunda bir bez bebeği uyuturken, biri hep aynı kelimeyi tekrarlıyor, biri padişah olduğunu iddia ediyor, biri hep gülüyor, biri hiç konuşmuyor, biri de hikaye ediyordu.

1.
Adı Kenanmış. Banka müdürünün yakışıklı mı yakışıklı oğlu. Yurt dışında mı ne okumuş. Mimarmış. Bir de bekar. Bankadaki kızların kalbi küt küt çarpmakta. Hepsi, beni al beni al telaşında. Bankaya ilk gelişiymiş. Yurt dışından yeni dönmüş. Yunan heykellerinden biri canlanıp da insan içine çıkmış sanki. Aslıcık, müşterisiyle hazine bonosu mu, fon hesabı mı, döviz ya da altın yatırımı mı, hangisi daha çok kazandırır, diye tatlı tatlı sohbet etmekteymiş. Banka müdürünün odası onun bölümünün tam da karşısında. Gün içinde o odaya girip çıkanlar, İstanbul’un en itibarlı hanımları ve beyleri imiş. El pençe karşılanıp gülücüklerle uğurlanan. Hiçbiri de Aslıcıkta merak duygusu uyandırmazmış. Mekanik bir saatmişçesine. Yüzlerinden herhangi bir duygularını anlamak mümkün değilmiş. Kibarlıkları bile ezbermiş. Onun müşterileri daha insanmış. Henüz hesabını bilemedikleri denli çok paraları yokmuş da ondan. Orta sınıftan. Memur emeklisi çoğu. Bu sebeple karar verirken zorlanır, onların adına Aslıcığın karar vermesini isterlermiş. Kaygıları yüzlerinden okunurmuş. Üç kuruş para biriktirmek için kaygılanmalarını pek anlamasa da onlara elinden geldiğince yardımcı olurmuş. İşte öyle bir anda görmüş Kenan’ı. Bir taraftan bilgisayar ekranından yatırım fonlarını inceleyip bir taraftan emekli öğretmen olan müşterisine bilgi vermekteymiş. Birinin dikkatle ona baktığını fark etmiş. Yüzünde bütün kıtaları görmüş olmanın bilmişliğiyle ona bakan Kenanmış. Bakışına karşılık verdiğinde, Aslıcık kendi yüzünde hangi kıtanın bilmişliği belirmiş, bilememiş. Gülümsediğinde Kenan’ın sağ yanağında bir çizgi mi ne belirmiş. Aslıcık o çizgide yürümek mi, o çizgiden düşmek mi, daha derinlerdeki çizgilerini görmek mi, istemiş. Kafası karışmış. Çok mu belli etmiş acaba. Müşterisi bir Kenan’a, bir ona bakmış. Altın yükselişte diyordunuz Aslı Hanım, demiş. Hanımlığı batsın, müşterinin önünde elin adamıyla oynaşmaya durmuş. Bilseniz nasıl utanmış. İşine döndüğünde, Kenan babasının odasına giriyormuş. Bundan sonrası bir yeşilcam filmi ya da bir melodram olurmuş, olsa olsa.

2.
Adı Aslıymış. Kendi imalatı ayakkabıları satan bir esnafın üç kızından biri. En küçüğüymüş. Ablaları okumak nemize gerek, bize zengin koca lazım, diyerek peşpeşe evlenmişler. Babasının medarı iftarı, annesinin kıymetlisi Aslıcık kitaplar okumuş, sınavlara girmiş, okullar bitirmiş. Annesinin sözünden çıkmamış. Evden okula, okuldan eve. Öyle akşam gezmeleri, partilere gitmeleri olmamış. Çok canı sıkılırsa hafta sonları babasının sarı vosvosuna atlayıp pikniğe giderlermiş. Gerçi, bu pikniklerden pek hoşlanmazmış. Üstü başı et kokarmış. Annesi babası üzülmesin diye. Eve döndüğünde saatlerce banyodan çıkmazmış. Babası renk renk ayakkabılar yaparmış onun için. Okuldaki kızlar pek severmiş ayakkabılarını. Aslı büyüyünce topuklu ayakkabı istemiş babasından. Babası şaşırmış. Kızını hala çocuk zannediyormuş. Bir de hanım hanımcık. Topuklu ayakkabı giyemeden Aslıcık bankacı olmuş.
Gelip gitmeler. Herkesin içinde bakmalar. Merakla yollarını beklemeler. Onu görür görmez kızarmalar. Karnında kramplar. Aklı bir karış havada. Neymiş bu? Aşkmış, öyle demiş Zeliha. Çocukluk arkadaşı Zeliha, ortaokuldan terk. Harbi kızmış. Bu kaçıncı işyeriymiş, Zeliha da bilmiyormuş. Tezgahtar Zeliha, patronlarının ya da oğullarının tacizlerine uğramaktan sıkkın. Tası tarağı toplayıp işten çıkmalar. Kimseye eyvallahı yokmuş. Yeni işyerindeki patronu kadınmış. Lezbiyen değildir inşallah. Belli mi olur? Dünyanın binbir türlü hali varmış. Öyle güvensiz yani. Konuşup durdukça Zeliha, dinlememiş Aslıcık. Kenan mı Kenan. Mevzu hep o olmalıymış. Oluyormuş da zaten. Dönüp dolaşıp Kenan’a geliniyormuş. Bir kavşak mı neymiş? Bir gün kafasını uzatıp merhaba, demiş. Deprem mi olmuş? Yer ayağının altından kaymış. Bir hafta geçmemiş ki tanıştırılmışlar. Kenan ve Aslı olarak. Bir akşam iş çıkışı Kenan’ın kırmızı arabasına binmiş. Boğazda balık yemişler. Kenan rakı içmiş, Aslıcık bir kadeh beyaz şarap. Ne mi konuşmuşlar? Her şeyden. Saçları simsiyahmış. Beline kadar. Boynu kuğu boynu. Ne güzel olurmuş dokunması. Dokun öyleyse, demiş. Bir gece Zeliha’da kalacağım, deyip kandırmış evdekileri. Bir otel odasında bulmuşlar kendilerini. On üç numaralı odada. Aslıcık cesaretine inanamamış. Başka biriymiş sanki. Kendisi değil. Zeliha sakın ha, hemen koynuna girme. Dün bir, bugün iki. Ağırdan sat kendini. Merak etsin, gözünde büyütsün seni, demiş. Boynunu öpmüş ilkin. Dudaklarında kalmış aklı. Öp, demiş Aslıcık. Ağzında kalmış tadı. Erkek milleti ulaştığı kadını terk eder, demiş Zeliha. Bunca şeyi nereden biliyorsun, diye sormamış. Hem çok da saçmaymış Zeliha’nın sözleri. Madem bunun adı aşktı, hesap bilançosu çıkarılmadan yaşanmalıydı. Annesi sende bir haller var dediğinde biraz utanmış. Yok bir şeyim diyememiş. Anlamış mıdır o geceden sonra kızının değiştiğini? Ya babası gözünün nuru Aslı’sını bir erkeğin koynunda düşünebilir miymiş? Kenan memelerini öperken bütün sorular uçmuş aklından. Bir başkasının rüyasına mı adım atmış? Aslıcık, hiç böyle güzel rüya görmemiş. İlk miydi, demiş. İlkmiş ya, ne zannetmiş. Keşke söyleseymiş. Söylememiş Aslıcık.
Zeliha, bir akşam onlara gelmiş. Anlamış halinden, odaya çekmiş hemen. Patronun kardeşi gelmiş işyerine. İçine düşmediği kalmış. Patronu da imalı imalı gülmüş. Görsen suratına tükürmezsin herifin. Bir yılışık bir yılışık. Bir de bıyıklı. Zeliha hiç haz etmezmiş bıyıktan. Babası da bıyıklıymış da ondan. Pek bahsetmezmiş babasından. Ama Aslıcık sezermiş, bir şeyler olduğunu. Takma kafana, demiş. Sana iş mi yok. Doğru söylüyorsun, demiş Zeliha. Gülüşmüşler. Ben, demiş Aslıcık. Utana sıkıla göğüslerindeki morlukları göstermiş. Sonra belinin üzerindeki ısırık izini. Kenan’ı seviyorum. Zeliha kıskanmış mı ne? Bir şey söylememiş. O da hiç susmamış. Kenan da beni seviyor, demiş. İnanır gibi bile yapmamış, Zeliha. Bilseniz nasıl bozulmuş, Aslıcık.
Böyle böyle, otel odaları, akşam yemekleri derken bir bakmış ki, Kenan artık ona eskisi gibi bakmıyor. Tutkuyla sevmiyor. Sanki her yerini, her şeyini ezber etmiş de bıkmış. Alelacele sevişip yanağına bir öpücük kondurup gitmeler. Aslıcık üzüle üzüle dert yanmış, Zeliha’ya. Arama sakın, aradığında da bakma, biraz uzak dur, demiş Zeliha. Söylemesi kolay. Zeliha aşktan ne anlasın. Aslıcık elinden telefonu hiç düşürmeyip hep beklemekteymiş. Annesi iyice işkillenip, kapı arkalarından dinlemekte, bir şeylerin değiştiğini sezmekte, onu soru yağmuruna tutmaktaymış. Bunalmış Aslıcık. Bir akşam yemeğinde ayrı eve çıkmak istediğini söylemiş. Akılları almamış, Aslıcığa neler olmuş, ayrı evde neymiş? Bu evden ancak kocanın evine gitmek için çıkarsın, demişler ve noktayı koymuşlar. Bir pazar sabahı dayanmış Zeliha’nın kapısına. Saçlarımı sarıya boyatacağım, demiş. Kenan, kim bilir nasıl şaşıracak. Şaşırmamış Kenan, güzel oldu, yakıştı bile dememiş. Bir süre görüşmeyelim, ben seni ararım, demiş. İş yerindeki kızlar onu görür görmez kendi aralarında kaş göz işareti yapıp oh oldu, aldın mı boyunun ölçüsünü der gibi bakmaktaymış. Aslıcık, yemeden içmeden kesilmiş, gerekmedikçe konuşmamış, günde belki yirmi kez Kenan’ı aramış. Aradığınız kişiye ulaşılamıyor yanıtıyla karşılaşmış. Kenan’ın ona hediye ettiği ayıcığa sarılıp sarılıp uyumuş. Doyamamış uyumaya. Sever diye sarmalar sarmış, börekler açmış annesi, tadına bile bakmamış. Babası bir akşam elinde bir kutuyla gelmiş. Taşlarla işlediği bir çift topuklu ayakkabı varmış içinde. Aslıcık ayakkabıları görünce ağlaya ağlaya odasına gitmiş. İçine doğru, içindeki karanlığa doğru çekile çekile... Neye tutunacağını, kimden medet umacağını şaşırmış. Zeliha da kendine yeni bir iş aramaktaymış, Aslıcık dertlene dertlene... bir hayalet olmuş. Olup bitenden bir şeycik anlamamış. Kenan’ın sözleri, öpüşleri hatırından hiç çıkmıyormuş. Yalan mıymış?

3
Her şey bitti, hevesi geçti, artık aramaz seni, unut onu, demiş aylar sonra Zeliha. Aslıcık öyle bir bakmış ki Zeliha’ya. Zeliha irkilmiş. İlk o fark etmiş Aslıcığın akli dengesinin bozulduğunu. Annesi yakıştıramamış. Babası en zeki kızının, bir gün aklını yitireceğine dünyada inanmazmış. Aslıcık, bir gün dikilmiş banka müdürünün karşısına. Kenan, demiş. Şöyleyken böyle oldu, demiş. Banka müdürü hep önüne bakıp susmuş. Önünde imza bekleyen evraklardaymış gözü. Yoksa utanıp sıkıldığından değil. Aslıcık yakınmasının sonuna geldiğinde, banka müdürü söyledikleriniz çok saçma, Kenan bir hafta önce evlendi, şimdi de Maldivler’de balayında, demiş. Birkaç gün sonra da Aslıcık başka bir şubeye sürülmüş. O şubeye hiç gitmemiş. Bir gün annesi eve geldiğinde Aslıcığın saçlarını tırnak makasıyla kestiğini görmüş. Bir deri bir kemik kalmış zaten. Kırpılmış koyuna dönmüş. Bir gece çırılçıplak sokağa çıkmış. Mahalleli Aslıcığın sesine uyanmış. Kenannn! Kenannnn!
Annesi kurşun mu döktürmemiş, muskalar mı yaptırmamış. Bu böyle olmaz, demiş Zeliha profesyonel yardım alması gerek. Ve böylece Aslıcık, kendine zarar vermesin diye bir akıl hastanesine yatırılmış. Önceleri çok hırçınmış. Kimseyle konuşmuyor, hayal dünyasında bir kuşmuşçasına uçuyor, Maldivler’den dönüp gelen Kenan’ın omzuna konuyormuş. O zaman da kendi kendine gülüyormuş. Sonra birden öfkelenip bağırıp çağırmaya başlıyormuş. Kenan karısının boynunu öpüyormuş. O kendi boynunu tırnaklarıyla yırtıyormuş. Annesiyle babası gelip gidiyor, kızlarını yara para içinde gördükçe kahroluyormuş. Doktorlar kızınıza ulaşamıyoruz, demekten yorulmuş. Umutsuz vakaya çıkmış adı. Ama bir gün her şey değişmiş. Doktorunun tayini başka bir ile çıkmış. Yerine yeni bir doktor gelmiş. Adı Kenanmış!

Öykünün yazarı Arzu Alkan Ateş:
1975’te Trabzon’da doğdu. 1999’da Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Ada dergisinin yayın danışmanlığını yaptı. Öykü ve denemeleri çeşitli dergilerde yayımlandı. Kadınların Ruh Acıları ve Karadeniz Kitabı Yağmurlar Ülkesinde Çocuk Olmak, kolektif kitaplarına öykü ve denemeleriyle katıldı. Deneme kitabı Lacivert Yazılar 2007 yılında, öykü kitabı Lübyana’ya Bir Bilet Erdem Yayınları tarafından 2016 yılında yayımlandı. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olan yazar Antalya’da yaşıyor.

İlgili haberler
GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Kum gibi

“Annem kitap okumazdı. İşi, gücü temizlik. Bizi, iki kızını sevmeye vakti yoktu. Ev, onun komuta ala...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: 13

Kulağına söylenmişti, bir gün bunun başına geleceği. Büyüdüğüne hem seviniyor hem de korkuyordu; lek...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Yalancı dut

“Bekâr olduğunu sanıyordum, çocuğun varmış” dedi. “Evli değilim” dedim, kadın kadına olmanın huzuruy...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: İncecik süzülmek gibiydi bıçak yaras...

Bir kadın kir izlerini üstünde taşımaktan kirleniyorsa, yaşadığı şeyin ne olduğunun önemi yoktu. Yüz...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Anne adayı on bir kadın

Yataktan kalkar kalmaz banyoya gitti. Çişini temiz kaba yaparken gülümsüyordu. Bir gün önce eczanede...

GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Ostrovski

Şehri binlerce gözde terk ettim. Büyük kemerin altından geçerken hepiniz ordaydınız. Kapılar ardımda...