GÜNÜN ÖYKÜSÜ: Sis
Korkmuştum bu mektupları aldığımda. Manyak mıdır nedir bunları yazan? Anlamamıştım ya yazılanların çoğunu. Sevecekmiş beni, bu işi bırakmalıymışım, bırakmazsam bitirecekmiş işimi...

Caddeyi geçti, tarlaya döndü. Ilıktı gece. Aylardan nisan. Başakları yararak yürüdü. Kısa eteği rüzgârda savruluyordu.
Yan yana boy atmış onca ekinin arasından yılanlar sessizce akmaz mıydı? Aktı.
Yaşlı adamla az önce anlaşmıştı. “Başakların arasında mı?” demişti önce, sonra parayı artırmıştı adam “Yapalım,” demişti.
Geceydi. Dudakları teslim olmuş bir avdı; arsız.
Ardına bakarak yürüdükçe uysalca eğiliyordu başaklar önünde. Yaşlı adam arabayı park edip yürüdü. Ürkek bakışları etrafı süzdü. İri elleri önce pantolonun, sonra ceketinin ceplerine girip çıktı. İleride, tarlanın yakınında, yeni başlayan inşaatta kör bir ışık yandı, bekçi düdüğü duyuldu. Köpekler havlayarak bir yabancıyı kovaladılar. Şehrin dört bir yanında evlerinde, ofislerinde, barlarda, kahvelerde oturan erkekler başlarını çevirip tarlaya baktılar. Başakların arasında yürüyen yaşlı adamı ve kadını gördüler. Şehrin dört bir yanındaki kadınlar, dikkat kesilen erkeklerinin baktığı yere döndürdüler başlarını. Başakların arasında yürüyen yaşlı adamı ve kadını gördüler. Bir süre bekleyip, erkeklerine “Nereye bakıyorsun?” dediler. “Yok bi’şey” dedi erkekler önleriyle oynarken.
Köpek havlamalarını duyan yaşlı adam durdu. Çömeldi olduğu yere. Sesler köpeklerle birlikte uzaklaşıp söndü. Kalktı adam, hızlı hızlı kadının yanına gelip üstüne eğildi. Başaklar adamın gövdesi çarptıkça kırıldı, inledi.
Kadın kara bir kuyuydu adamın altında; dipsiz.
Doğruldular. Parayı alıp saydı. Korna sesleri bir kez daha duyuldu. Şehrin dört bir yanındaki erkekler koltuklarına yaslanıp gerindi. Yaşlı adam pantolonunu düzelterek uzaklaştı.

Delikanlı:
Çoğu zaman sessizce izlerdim onu. Karşıdaki apartmanda oturur, pencereden sarkarak etrafı seyrederdi. Güzeldi. “Bakma orospuya. Şikâyet edip attıralım şunu mahalleden,” derdi annem menekşelerinin kuru yapraklarını ayıklarken. İçeri çekerdim başımı. Kimse sevmiyor diye mi sevmek isterdim onu. Kapatırdım gözlerimi. Eğilirdi aklımın penceresinden. Yuvarlak hatlarıyla camdan süzülüp içime dolardı. Bir gün yolunu kesip “Seveyim mi seni?” desem.
Akşamları anayolun kenarına geçerdi. Beklediği yerde yavaş yavaş sallanır, otomobillere bakardı. Saçları siyah, uzundu. Tırnağını dişlerinin arasında ezip tıpkı filmlerde aşk isteyen kadınların baktığı gibi bakardı adamlara. Yuvarlak kalçası sağa sola savrulur, içim şaha kalkardı otomobillere binerken. Sıyırırdım eteğini ve öyle alırdım aklıma onu. Ayıp derdim önce, ayıp. Olsun. Orta malı değil miydi?
Gece, sokak lambalarının yapay ışığında aydınlanırdı. Her karanlıkta oynaşan gözleri katran olup boşluklarıma dolardı. Kara, oynak. Oturup bir mektup yazardım, bir daha, bir daha.

Kadın:
Korkmuştum bu mektupları aldığımda. Manyak mıdır nedir bunları yazan? Anlamamıştım ya yazılanların çoğunu. Sevecekmiş beni, bu işi bırakmalıymışım, bırakmazsam bitirecekmiş işimi.
Aynanın önünde duran zarfları yırtsam… Sonra komiser müşterimin söylediği geliyor aklıma. “Delil bunlar, delil.” Amaaaan boş ver.
Pencereye yürüyüp aşağı sarkıyorum. Sokakta çocuklar oynuyor. Kızlardan biri aynı çocukluğum. Uzanıp aralarına karışıyorum. Karşı apartmanın ikinci katında genç bir oğlan var. Ne zaman pencereye çıksam, o da çıkıyor. Gözü sokakta değil de hep benim üzerimde. O hangi çocuğa benziyor? Bakıyorum; şu sarışın oğlana benziyor. Herkes topun peşinde koşarken o, kızçocukluğumun peşinde. Gülümseyerek yanaşıp kaldırıyor eteğimi. İstemiyorum önce, kaçıyorum. Ardımdan gelip bir daha, bir daha kaldırıyor. Sonra gece iniyor birden sokağa. Hazırlanıyorum. Mektuplara bakıyorum kırmızı rujumu sürerken. Öyle kolay mı öldürmek beni. Mabetlerinizde etimden tuğlalar. Biraz daha ayırıyorum bacaklarımı. Eteğimi kaldırıyor adamlar, aldırmıyorum.

Delikanlı:
Evinin önünde bekliyorum her gün. Çıkarken önünü kesip “Seveyim mi seni?” diyorum, gülüyor. “Gitme” diyorum, duymuyor. Sonra, arkadaşlar görünüyor üst yoldan “Ne o lan, ne diyodun yine yosmaya?” diyorlar. “Parasız olur mu dedim, olmaz dedi,” diyordum. “Ayıp ettin oğlum” diyorlardı ellerini ceplerine daldırırlarken. Koşarak arkasından yetişip “Seveyim mi seni?” diyordum avucumdaki paraları sıkarken. Aldırmıyordu. Pencerelerden sarkan kadınlar gülüyor, çocuklar eli sopalı adamlar yapıyordu çamurdan. O ise bana aldırmadan hızlı hızlı yürüyordu. Yollar geçip ölü ışıklar altında ıslak sıçanlar gibi yürüyorduk. Ardından giderken zamansız bir sis çöküyordu içime. Ağırlıksız, pamuksu. Bütün koyaklarım doluyor, acılarım görünmez oluyordu. Söylediklerim, söyledikleri, kadınlar, erkekler bir bir kayboluyordu. Unutuyordum her şeyi. Tatlı bir düş yürüyordu ondan bana. Kolları, bacakları usulca içime doluyor, vücudumu sarıyordu. Arada bir geliyor muyum diye kontrol ediyor, ardına bakıyordu. Usulca yaklaşıp “Seveyim mi seni?” diyordum. Aldırmıyor, arsızca topuzunu açıp dağıtıyordu kara saçlarını. Sonra yeniden ıslak sıçanlar gibi yürüyorduk. İçimdeki sis dağılıyor, karanlığım hortluyordu ellerime doğru. O ise yolun kenarına geçip tırnaklarını ısırıyor, yüzüme bakarak ayırıyordu bacaklarını. Yaşlı adam her akşam geliyordu, anlaşıp tarlaya yürüyorlardı. Kirli kaldırımlar sidik kokuyor, biz yürüyorduk. Başaklar boy atarken eğiliyorlar, doğruluyorlar, adam hızla uzaklaşırken o paraları sayıyordu. Ben hep başakların arasında; uzun, omurgasız akıyordum.

Geceydi. Ilık. Aylardan nisan. Tarladaydık. 
Vurdum. Karanlığa aktı kanı. 
Dudakları seğirdi, bakışları yavaş yavaş sönen bir ışıktı. 
Vurdum. Vücudu kasılıp gevşedi, ayakları toprağı oydu. 
Bekledim. Öldü. 
Başını topraktan kaldırıp yüzüme yaklaştırdım. Kulağına eğilip: 
“Seveyim mi seni?” dedim. 

*Bu öykü, yazarın Yapı Kredi Yayınlarından çıkan Evlerin Yüreği kitabında yer alıyor.

Öykünün yazarı Şenay Eroğlu Aksoy:
Öyküleri ve çeşitli edebiyat yazıları kitaplık, Notos, Özgür Edebiyat, Sözcükler, BirGün Gazetesi Kitap Eki'nde yayımlandı/yayımlanmakta. Evlerin Yüreği adını verdiği öykü dosyası 2012 yılında Yapı Kredi Yayınları tarafından kitaplaştırıldı. 2013 Haziran ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından basılan Yeraltına Mektuplar adlı kitapta Onat Kutlar'a yazdığı mektupla, 2013 Ağustos ayında Aylak Adam Yayınları tarafından basılan Bağzı Şeylere Öyküler adlı kitapta "Uzun ve Yoksul" adlı öyküsüyle, 2014 yılında Alakarga Yayınları tarafından basılan Karla Karışık adlı kitapta "Pencere" adlı öyküsüyle, 2015 yılında Notos Yayınları tarafından yayımlanan Geri Dön Hayat adlı seçkide "Mavi" adlı öyküsüyle yer aldı. Gece Çığırtkanları adlı ikinci öykü kitabı 2015 yılı Ekim ayında Yapı Kredi Yayınları tarafından basıldı. 2016'da Evlerin Yüreği adlı öykü kitabının ikinci baskısı yine Yapı Kredi Yayınları tarafından yapıldı. 


İlgili haberler
GÜNÜN KISA FİLMİ: İran’da kadınlar

İranlı kadınlar çocukluklarından itibaren nasıl bir ayrımcılığa uğruyor? İzleyeceğiniz kısa film 7 a...

GÜNÜN PORTRESİ: Rosa Luxemburg

Rosa'nın kişisel öyküsü, içinde yaşadığı tarihsel ortamın ürünüdür ve bu tarihsel öyküyle sarmal hal...

GÜNÜN ÇAĞRISI: Batıkentli kadınlardan

Ankara Batıkentli kadınlar 8 Mart etkinlikleri için kadınlara çağrı yaptı: Gelmemezlik etmeyin :)