İran'da geçen bir sene ve "Jina Hareketi"nin güncelliği
Jina Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümü olan 16 Eylül yaklaşıyor. Bu süreç İran’da kadın hareketi, öğrenci hareketi ve sınıf hareketi açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

İran’da baş örtüsünü “düzgün takmadığı” gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltındayken yaşamını yitiren Jina Mahsa Amini’nin ölüm yıl dönümüne, yani 16 Eylül’e günler kaldı. Bu süreç İran’da kadın hareketi, öğrenci hareketi ve sınıf hareketi açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Farklı hareketlerin İran rejimine karşı yan yana mücadeleye sarılması, teokratik bir yapıya karşı mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi de mücadelenin kazanımlarından oldu. Elbet bu kazanımlara veya hareketin bugüne kadar zayıf kaldığı noktalara bakacağız, ancak ilk olarak hareketin güncel durumunu ve bugüne kadar öne çıkanları somutlamaya başlayabiliriz.

100’DEN FAZLA KENTTE PROTESTOLAR

Jina hareketinin başlamasıyla protestolar birkaç gün içinde İran’ın 31 eyalete ve 100’den fazla şehrine yayıldı. Ülke dışında ise birçok ülkede ve şehirde protestolar yaygınlaştı. Sokak protestolarında 1500’den fazla kişi öldürüldü. Öldürülenlerin yaklaşık 100’ü 18 yaşında olanlardı. Bu süreçte en az 60 bin kişi tutuklandı, tutuklandıktan sonra en az 110 kişi idama mahkum edildi. Harekete katıldığı gerekçesiyle idam edilenlerin sayısı 10’u aştı ve eskiden hüküm giymiş birçok tutuklu da bu süreçte idam edildi. İran İnsan Hakları Merkezi geçtiğimiz mart ve mayıs aylarında 138 kişinin idam edildiğini açıklamıştı. Bu süreçte 200’ü aşkın kişi kolluk tarafından kaçırıldı ve bunların önemli bir bölümünü 18 yaş altı çocuklar oluşturuyordu.

Kolluk kuvvetlerinin bu süreçte protestocuların doğrudan gözüne hedef alması diğer önemli meselelerden biriydi. Birçok kişi bu süreçte görme yetisini kaybetti.

Diğer önemli noktalardan biri aylarca kız okullarına kimyasal saldırıların yaygınlaşması ve sonucunda birçok kadın öğrencinin zehirlenmesi oldu.

ORTAK BİR SORUN OLARAK: GİYİNME ÖZGÜRLÜĞÜ

Son aylarda sokaktaki hareketlilik ve yaygın protestolar azalmış gibi görünüyor, ancak özellikle kadınların protestoları ve sivil itaatsizliği hâlâ devam ediyor. Sokaklarda ve kamusal alanlarda her gün başörtüsünü açarak mücadeleyi sürdüren çok sayıda kadın ve kız çocuğuyla karşılaşıyoruz. Bu, “Jina hareketi”nin en somut başarılarından biridir. Özellikle Jina’nın ölüm yıl dönümü yaklaştıkça onlarca kişinin tutuklanması, özellikle kadın örgütlenmelerinde öncü isimlerin ağır hükümler giymesi rejimin hareketin tekrar kıvılcımlanmasının korkusunu taşıdığını da gösteriyor.

Kadınların örtünme özgürlüğünün birçok kesim tarafından desteklendiğini de gördük. Örneğin, rejiminin tüm tehditleri ve uygulamalarına rağmen işletme sahipleri başörtüsüz kadınlara hizmet vermeye devam etti ve bir kısmı kapatıldı. Rejimle uzlaşma veya kolluktan korkunun azaldığı bir süreci de gözlemliyoruz. Başörtüsüz kadınlara kolluğun veya ahlak polisinin müdahalesi birçok kişinin tepkisiyle etkisiz hale geliyor. Başka önemli nokta, halkın birleştiği bir süreç olması, erkeklerin de kadınların özgürce giyinme hakkı için verdiği mücadelede yanında durması.

“Jina hareketi”nde kadınların tek talebi zorunlu başörtüsünün kaldırılması ve toplumsal alanlarda özgürce bulunma olmasa da İran’da ve hatta dünyada ilk kez siyasal İslam karşıtı bu kitlesellikte halk protestolarına tanık olduk. Her ne kadar şu anda sokak protestoları -Belucistan dışında- seyrekleşmiş olsa da, hareketin yeniden yükseleceğini öngörebiliriz. Bu öngörüye nasıl vardığımıza ve sürecin dinamiklerine bakalım.

REJİMİN ALTERNATİFİ NE OLACAK MESELESİ

Bu hareketin en önemli özelliklerinden birinin farklı hareketleri İran rejimine karşı birleştirmesi, radikalleştirmesi olduğunu söylemiştik. Bu, 2017’den bu yana gerçekleşen inişli çıkışlı işçi eylemleri, halk eylemleri, öğrenci eylemlerinin daha kapsamlı ve daha kararlı bir tablosu anlamına geliyor, ancak irili ufaklı farklı grupların tartışmalarında, hareketin hızlı sonuç vermemesinin nedeni olarak rejimin alternatifinin ne olacağı ve “öncü”nün kim olacağı tartışması öne çıkıyor. Kimi yerde oluşan komite ve grupların halkın siyasi bilincini sıçratamadığı ve strateji eksikliği yaşadığı eleştirisi yapılıyor. Bu meselenin tartışıldığı alanlarda elbet tartışma sol blok açısından tek kişiye bağlı, “önder” vasfı yüklenebilecek kişiler üzerinden yürümüyor aksine irili ufaklı grupların ve örgütlerin bir bütünlük olarak oluşturabileceği alternatif şekil tartışılıyor. Ancak bu daha sağ ve liberal blok açısından kimi zaman daha kişilere sıkışmış bir tartışmaya dönüşebiliyor.

Kimi kesimler ise kadın meselesi sınıf içinde daha anlaşılır hale gelse de, bir mücadele etrafından birleştiren ama hâlâ mücadelenin bir unsuru olarak görülmeyen bir yerde durduğunu savunuyor. Ki bu tartışmaların kimisi orta sınıf açısından tekrar monarşi güzellemelerini ve “Şah ne kadar iyi biriydi” söylemini gündeme getirdi. Bu akım emperyalist ülkelerin ekmeğine yağ sürerken dünya ve basının monarşi tartışmalarını gündeme getirmesine neden oldu. Halkın somut alternatifsizliği yani işçi sınıfının partisinin olmaması sürecinde ise monarşi tartışmasının önemli bir tehlike oluşturduğu da açık.

Hiç şüphe yok ki toplumsal cinsiyet eşitsizliği çok katmanlı bir olgu ve kadın meselesi sınıfsal sömürü ile ayrı mücadelelerle gerçek anlamda çözülemez. Ama bazen üstünden atlanılan mesele İran rejiminin yapısal özellikleri ve sermaye ilişkileriyle yıllardır kurduğu bağ ve şekilleniş biçimi. “Yeni kökten dinci” ideolojisiyle yapısal olarak sınıf çelişkilerinin yanı sıra “yasal” olarak toplumsal hayata yedirdiği cinsiyet eşitsizliği ve tüm baskı mekanizmalarının bu yönüyle şekillendirmesiyle İran’ı, dünyanın birçok yerinden ayrışan birçok özgün koşulları var.

KADIN ÖZGÜRLÜĞÜ, TÜM HALKIN ÖZGÜRLÜĞÜ

Ancak toplumsal cinsiyet baskısına dair böylesine teorik bir anlayışın halkın diline ve sloganına tercüme edilmesi, kendine has bir süreç ve bilinç gerektirir ve basit bir görev değildir. Bu bağlamda Jina hareketinde ortaya çıkan “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganı olgunlaşarak “Kadın özgürlüğü, tüm halkın özgürlüğüdür”ün gündeme getirilmesinde önemli rol oynadı.

Yaklaşık 12 ayda gerçekleşen protestolara sadece işçi sınıfının hareketi dememiz doğru olmaz. Çünkü Zahedan’ın yoksul ara sokaklarından Tahran’ın orta sınıf ve üstü sokaklarına, öğretmenlerden sanayi işçilerine; avukatları, doktorları, esnaf ve sanatçıları da kapsayan bir hareket oldu. Ama sınıfın son 7 yıldır eylem ve hareketlerde edindiği tecrübeyi es geçmek yanlış olur.

HANGİ SINIFIN HAREKETİ?

Öte yandan ekonomik krizden etkilenen ve konumunu ve tüm imkanlarını kaybeden orta sınıfın rolü bu harekette özellikle öne çıktı. Her ne kadar sınıf hareketi analizinde protestolara katılan nüfusun yüzde kaçının hangi sınıf tabanından oluştuğu önemli olmayıp önemli olan bir sınıfın niteliksel etkisi ve öncülüğü olsa da, kitlesel katılım oranının değerlendirmesine sahip olmak aynı zamanda bir harekette ilerlemeye ve sınıf seferberliğinin önündeki engellerin daha iyi aşılmasına da yardımcı olur.

Somut koşullarda hâlâ birçok iş yerinde ve fabrikada hak odaklı grev ve protesto devam ediyor. Örneğin yıllardır İran’da işçi sınıfına öncülük eden petrol işçileri hâlâ iş yerlerindeki örgütlenmeleri yaygınlaştırmaya, diğer fabrikalarla bağ kurmaya çaba gösteriyor. Öğretmenlerin ve emeklilerin protestoları ise farklı illerde devam ediyor.

İş kollarının yanı sıra bakmamız gereken en önemli noktalardan biri yoksul yerlerde hâlâ sokağın hareketli olması ve tek bir kıvılcımla kitlesel protestoların tekrar şekillenebileceği gerçeği. Burada Kürdistan ve Belucistan’ın rolü ve protestolara katılımı belirleyici ve önemliydi diyebiliriz. Özellikle İran’da -en çok ezilen ulus desek yanlış olmaz- Belucistan’ın bu denli bir sıçrama yaşaması, hâlâ sokaklardan geri çekilmemesi, oradaki yaşam dinamikleri ve sınıfın o bölgede önemli etkisini gösteriyor.

Son yıllarda İran’da hareket her defasında tek bir kıvılcımla ateşlendi ve anında “İslam Cumhuriyeti’ne ölüm” sloganına ulaştı. Bir kez benzin fiyatlarının kıvılcımıyla, bir kez ekmek sübvansiyonlarının kaldırılmasıyla, bir kez çevre krizi ve su kıtlığı ile ve şimdi kadın mücadelesiyle.

Bu protestolara katılan katmanlar açısından benzerliklerine rağmen yadsınamaz farklılıklar da vardı. Su isyanında, Arap ve Lor halkının öncülüğü, 2019’da işçilerin ve işsizlerin öfkesinin patlaması ve Jina hareketinde Kürdistan ile Belucistan ile İran metropolleri arasındaki dayanışmanın ortaya çıkması… Geçtiğimiz birkaç yılda ülke çapındaki hareketler dizisi, devrim meselesinin çoğunluğun meselesi olduğunu gösterdi.

Eğer Jina hareketi gücünün önemli kısmını kadın meselesi ve ulusal ve sınıfsal baskı meselesinin iç içe geçmesiyle aldıysa, bir sonraki kitlesel ayaklanmanın başarısı için, programı ve sloganları tüm ezilenleri harekete geçirmek üzere olmalıdır.

Özellikle 2017’den bu yana farklı hareketlerde ortaya çıkan yeni örgütlerin, hücrelerin, grupların çabası, bu örgütlerin birbiriyle farklı tartışmaları aşmak üzere iletişimde olması, sokağı ortak çağrılarla hareketlendirmeye çalışması ise İran’da rejimi devirmek üzere örgütsel “alternatif” sorunun çözülmesi hızlanacak mı sorusunu yeniliyor.

Fotoğraf:Sarkhat

İlgili haberler
İran'da kız öğrencilere yönelik kimyasal saldırı t...

İran’da Newroz tatilinin ardından okullara dönen kız çocuklarına yönelik kimyasal saldırılar tekrar...

Mahsa Amini’nin öldürülmesinin ardından geçen bir...

Jina hareketinin birçok kazanımla birlikte İran’da ve dünyada kadın hareketi için bir mücadele deney...

Resimlerle İranlı kadınların mücadelsi: Gîsû-dâr

İranlı ressam Bahar Faris’in ‘Gis-ü dar’ sergisi Kıraathane İstanbul Edebiyat Evinde ziyarete açıldı...