2025’i, batı emperyalizmi ve Trump’ın “yeni” Ortadoğu stratejisiyle geride bıraktık. Ancak 2025, henüz yeni başlayan 2026’nın habercisiydi.
Trump’ın İsrail ile birlikte tahayyül ettiği yeni ve boyunduruk altına alınmış Ortadoğu, uzak Asya ülkeleri ve doğu bloğundaki emperyalist ülkelerle yeni rekabet ve uzlaşma zemini 2026’nın özellikle kadınlar için mücadele gerektiren bir yıl olduğunu gösteriyor.
Trump’ın Kasım 2025’te yayımladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi (NSS) belgesi 2026 için önemli işaretler taşıyor. Belge kadınları ve LGBTİ’leri doğrudan ilgilendiren konu başlıklarını da içeriyor. Öncelikle kısaca onlara değinelim.
Belgede, yönetimin ilk gününden itibaren "radikal toplumsal cinsiyet ideolojisi" ve "woke çılgınlığı" olarak adlandırılan unsurların ABD Silahlı Kuvvetlerinden çıkarıldığı belirtiliyor. Trump bu adımın “orduyu güçlendirme” stratejisinin bir parçası olduğunu savunuyor.
Bir diğer yan belge DEI (Çeşitlilik, Eşitlik ve Kapsayıcılık) politikalarına son verileceğine değiniyor. Trump bu politikaların “liyakati zedelediği” ve kurumların işleyişini “bozduğunu” savunuyor.
NSS’de öne çıkan bir diğer mesele de geleneksel aile yapısının vurgulanması. “Ulusal güvenlik” ve “toplumsal sağlığın sürdürülebilmesi” için “sağlıklı çocuklar yetiştiren güçlü, geleneksel ailelerin” sayısının artmasının bir zorunluluk olduğu ifade ediliyor. Belgede “manevi ve kültürel sağlığın restorasyonu” bahsi geçen aile yapısının güçlendirilmesine bağlanıyor.
Bunun yanı sıra ABD'nin dünyayla ilişkilerinde diğer ülkelerin farklı dinlerine, kültürlerine ve yönetim sistemlerine “saygılı” olacağı ve bu ülkelere kendi geleneklerinden farklı sosyal değişimleri veya demokratik modelleri “dayatmayacağı” vurgulanıyor. Belge önceki dönemlerdeki cinsiyet eşitliği veya azınlık hakları odaklı sözde “diplomatik” politikaların ortadan kalkacağı anlamına da geliyor.
Hegemonyanın korunması…
Trump yönetimi kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırganlığı, LGBTİ’lere yönelik nefreti örgütlemekte tutarlı. Peki, bu uygulamaların sonuçları kadınlar ve LGBTİ’ler için ne olacak? Trump yönetiminin neden böyle bir yol izlemeye ihtiyacı var? Bu iki soruyu iç içe yanıtlamak bütünlük açısından önemli.
Trump’ın stratejisi kültürel bir tercih değil, sermayenin kendini yeniden üretme krizi ve var olma rekabetine karşı geliştirdiği otoriter bir yapısal çözüm olarak okunmalı. Bu strateji işçi sınıfını bölme, bakım emeğini geleneksel aile politikalarıyla kadına daha fazla yıkma ve tekelci sermayenin küresel hegemonyasını koruma çabası olarak değerlendirilmelidir.
Kürtaj tüm dünyada kriminal olacak
Ne olacak sorusunun yanıtını 2025’te ortaya çıkan tablodan görebiliriz. Örneğin, kürtajın kriminalize edilmesi ve aile planlaması fonlarının kesilmesinin, dünya genelinde milyonlarca kadının sağlığını tehlikeye attı. Dünya genelinde nüfusun hızlı bir şekilde düşmesi ABD’de açısından da alarm niteliği taşıyordu. Sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacının karşılanması geleneksel aile politikalarının eskisi gibi tekrar sıkı bir şekilde devreye girmesi ve devletlerin kadınlara “doğurun” demesiyle mümkündü.
Doğum kontrolüne erişim ve nitelikli annelik bakımı basit birer sağlık müdahalesi değildir. ABD’deki sağlık örgütleri kürtaja erişimi kısıtlama girişimleri ve küresel sağlık finansmanındaki son kesintilerin, özellikle ABD Uluslararası Kalkınma Ajansının (USAID) tasfiye edilmesi de dahil, hamilelikle bağlantılı ölümleri arttıracağına işaret ediyor.
ABD’nin bu hamleleriyle örgütlenen sürecin Türkiye gibi ülkelere daha hızlı sirayet ettiğini gördük. Türkiye’de birçok kamu hastanesi kürtaj talebini daha sık reddediyor. Bazı hekimler ideolojik gerekçelerle işlemi yapmayı reddediyor. 18 yaşını doldurmuş kadınların kendi rızası yasal olarak yeterli olsa da kimi sağlık kuruluşları “eş onayı” talep edebiliyor. Bu tablo, hukuken var olan hakkın kadınların elinden fiilen alınması anlamına geliyor.
Bu mesele dünyanın her yerinde sermaye için kadınların bedeni ve hayatını kontrol altına almanın yolunu açtı. Örneğin strateji belgesinde bu konuyla bağlantılı olan bölümler Avrupa'daki sağ güçleri açıkça güçlendirilmesine, kamusal harcamaların kısıtlanmasına, kadınların “doğurması” için geleneksel ailenin ön planla çıkarılmasına ve LGBTİ’lere karşı nefretin örgütlenmesine yol açacaktır.
Nüfus düzenlemesi bu yüzden devletler açısından kritik, diğer yandan yaşlanan nüfus ve emeklilere ayrılan bütçe ve fonların kapitalist devletler için “yük” olarak görülmesi de birçok sosyal hakkın kesilmesine yol açtı. Avrupa bunun en bariz örneği.
Nefret bölmek ve emeği ucuzlaştırmak için örgütleniyor
Trump’ın örgütlediği stratejinin bir diğer yanı ise LGBTİ’lere karşı nefret politikalarının yaygınlaşması ve bu şekilde işçi sınıfındaki ayrışmaların perçinlenmesi. Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği, Trump'ın stratejisinin “trans bireyleri kamusal yaşamdan tamamen silmeye yönelik olduğunu” söylüyor. Trump’ın ordu içindeki hamleleri veya kamuda çalışan LGBTİ’lere yönelik tasfiyesi de bu süreç ile paralel ilerliyor.
Bu sürecin bir yanı sınıfı bölmekken diğer yanı ucuza, sigortasız ve güvencesiz bir şekilde sermayeye hizmet edecek orduyu büyütmek. Keza Trump’ın strateji belgesinde baş düşmanlar açıkça “göçmenler” olarak adlandırılmıştır.
Kabaca şöyle bir denklem kurabiliriz: Son yıllarda özellikle Covid-19 sonrası kapitalist ve emperyalist devletler ekonomik sıkışmışlığı yönetmek için savaşa, ticarette rekabete ve yeni bir dünya düzenlemesine ihtiyaç duydu. Burada işgücünün ucuzlaştırılması önemli bir faktördü. O yüzden üretim, ucuz işgücünün olduğu ülkelere kaydırıldı. Bunun diğer yanı göçmen ve mülteci emeğini kullanmaktı. Örneğin, genç nüfus sorunuyla cebelleşen Avrupa sermayesi, yaklaşık 20 yıldır göçmen ve mülteci emeğiyle çarklarını döndürüyordu.
Bu süreçte yoksulluğu artması, devletlerin sıkıştığı noktada sosyal politikaları askıya alması sınıf içinde öfkeyi de arttırdı. Burada sermayenin her zamanki hamlesi, “nefret” ihracıydı çünkü birbirine kin güden emekçiler birleşemiyorlardı. Öte yandan öfkeye maruz kalan kesim daha ucuza, haklarından mahrum çalışmaya boyun eğiyordu. Bu yüzden devletler din, ırk, cinsiyet gibi faktörleri hep sermayenin menfaati için iki yönlü kullandı.
Batı hakimiyetinin güçlenmesi ve 'kültüre saygı' safsatası
Strateji belgesinin dünyamıza sirayet edeceği en önemli meselelerden biri de batının yeni hakimiyetini güçlendirmek. Bu da ülkelerde kapitalist devletlere karşı “isyanların” bastırılması anlamına geliyor. Ayrıca bu süreç sağ, liberal hükümetlerin bağımlı kapitalist ülkelerde var olmasını ABD için avantaj hale getiriyor.
ABD 2023 ve 2025 yılları arasında büyük oranda Ortadoğu’da kendine bağımlı “yeni” bir düzeni kurmayı başardı. Şimdi ise Latin Amerikayı boyunduruk altına almak için kolları sıvadı.
Çin ve Rusya emperyalizmi ile yeni anlaşma biçimlerini, AB’ye karşı tutumunu ve insan hakları kırıntılarının bile yok sayılmasını, ABD’ye bağımlı devletlerin kendi halklarına yönelik sürdürdüğü baskıyı, hakimiyetini güçlendirmek için örgütlemek ya da bunlara göz yummak Trump’ın en önemli stratejilerinden biri.
Yıllardır “demokrasi” vaadi, “kadınlar için özgürlük” masallarıyla Ortadoğu’yu yağmalayan ABD, strateji belgesiyle “kültürlere ve dinlere saygı” safsatasını öne çıkartıyor. Düne kadar İslam dinin her alanda terörizm ile bağdaştırıldığı dünyada, bu sefer Suriye’de şeriatçı HTŞ destekleniyor, kadın ve çocuk katili Taliban fonlanıyor. Bu süreç dünden farklı değil, ancak bu sefer daha göz önünde ve daha utanmazca yapılıyor.
Kadınların stratejisi: enternasyonal mücadeleyi güçlendirmek
Bu sürecin kadınlar, işçi ve emekçiler açısından daha zorlu mücadeleler getireceği ortada. Haklara saldırı, emeğin en ucuz hale gelmesi ve savaşların gölgesi tüm dünyada kadınları olumsuz etkileyecektir. Ancak toplumsal patlamaların, işçi sınıfının parladığı dönemlerin de en karanlık dönemlerin ardından ortaya çıktığını hatırlamak gerekir. Kadınların kapitalist sistem ortaya çıktığından beri istikrarlı ve ısrarcı mücadelesi ve kazanımları sürdü. Bunu hatırlamak ve enternasyonal mücadeleyi güçlendirmek de kadınların 2026 stratejisi olmalı.
Fotoğraf: Gage Skidmore from Peoria, AZ/Wikimedia Commons (CC BY-SA 2.0)
İlgili haberler
Trump'ın kadın ve LGBTİ siyaseti: Kamusal haklara ve politik kazanımlara darbe dönemi
Donald Trump'ın ikinci başkanlık dönemi kamudan kadınların sağlık ve sosyal güvence haklarından kesintilerin ilk adımlarıyla başlarken, LGBTİ'ler ise artan basıklar ile karşı karşıya...
Trump’ın göçmen politikası çocukları ailelerinden ayırıyor!
Trump’ın ‘sıfır tolerans’ politikası olarak bilinen göçmen politikasında korkunç uygulamalar söz konusu! Göçmen çocuklar ailelerinden zorla alınıp kamplara gönderilirken ebeveynlerde hapse atılıyor.
Trump'tan akıl almaz açıklama: 'Gebe kadınların ağrı kesici kullanması otizme sebep oluyor'
ABD Başkanı Trump çocukluk çağı aşılarının ve gebe kadınların ağrı kesici olarak kullandığı Tylenol'un otizme sebep olduğunu iddia etti. Bilim dünyası tepki gösterdi.
- EN SON
- ÇOK OKUNAN
- ÖNERİLEN
























