Şiddet her kıtada yürürlükte, Afrika hiç hariç değil!
Güney Afrika polis kayıtlarına göre geçtiğimiz yıl 2 bin 930 kadın cinayetinin işlenmiş. Bu her 3 saatte bir kadının öldürüldüğü anlamına geliyor.

Afrika dendiğinde aklımıza bir çağrışım paketi gelir, içinde en çok açlık vardır. Ara ara çocuk fotoğrafları yansır dergi kapaklarına, derisini delmeye çalışan kaburga kemikleriyle hesap sorar gibi bakan bakışlarındaki göz akı arasında mekik dokursunuz. Tabağındaki yemeği beğenmeyen evladınıza kim bilir kaç kere “Afrika’da çocuklar açlıktan ölüyor,” diye şükretmeyi öğretmeye kalkmışsınızdır. Yalan değildir. Ama biz yine de şükretmeyi değil, açlıkla mücadele etmeyi öğretelim.

Aklımıza ilk gelenlerden biri de hastalıklardır, özellikle de AIDS. Bu çağrışımın da haklı sebepleri var; yeryüzündeki 34 milyon HIV pozitif insanın yüzde 70’i Afrika’da yaşıyor. Tüm HIV pozitif çocukların yüzde 91’i de öyle. Biz yine de bu yüzden “zenci”lerden korkmayalım; savaşların insanları gıdadan, sudan ve ilaçtan uzak tuttuğu bir coğrafyada adet gördüğü gün evlendirilen kadınların çokeşli evlilik yapan adamlar tarafından ömür boyu tecavüze uğrayarak ortalama 6-7 çocuk doğurmak zorunda kaldığı bu kıtayı, Afrika’yı biraz tanıyalım.

SÖMÜRGE VARSA MÜCADELE DE VAR
Afrika’da kadınların bugününden bahsederken kıtadaki ülkelerin Avrupa kapitalistleri tarafından sömürgeleştirildiği bir tarihi arka planı akılda tutmakta fayda var. Çünkü kadınların ikincil cinsiyet olarak ezilmesi de, özgürlük mücadelesi de sömürgelere karşı verilen bağımsızlık savaşlarıyla iç içe şekillenmiş durumda. Her bağımsızlık savaşının ardından “Ülkede kim iktidar olacak?” sorusuyla başlayan iç savaşlar da kadınların bugünü üzerinde etki sahibi. Örneğin Portekiz sömürgesi olan Angola, 1961-1974 yılları arasında 13 yıl süren bir bağımsızlık savaşı sonrasında, 1975’ten 2002’ye kadar devam eden bir iç savaş süreci yaşıyor. Bağımsızlık mücadelesinin en önemli dinamiği olan ve daha sonrasın İşçi Partisi olarak partileşen Angola Halkın Kurtuluşu Hareketi’nde kadınların oynadığı rol mühim. 1,5-2 milyon arası değişen üye sayısıyla ülke tarihindeki en kitlesel kadın örgütü olan Angola Kadın Örgütü (OrganizaçãodasMulheresAngolanas-OMA) sadece bağımsızlık savaşında ve iç savaş sırasında değil, bağımsızlık sonrası 80’li yıllarda kadınların eğitimi, çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için aktif bir toplumsal mücadele vermiş.

15-16. yüzyılda Portekiz, 17-18. yüzyılda Hollanda ve19. yüzyılda İngiliz sömürgeciliği altında yaşayan Güney Afrika’da özellikle elmas ve altının keşfi ile yoğunlaşan sömürü ve 20. yüzyılın yarısı boyunca devam eden kurumsal ırk ayrımcılığı ve kadınların apartheid karşıtı mücadelesi buna en iyi örnek. Güney Afrikalı kadınlar, topraklarındaki doğal zenginliğin yağmalanmasına, madenlerde kölece emek sömürüsüne ve beyaz ailelerin ev içi kölesi olmaya başkaldırmakla yoğrulmuş bir mücadele tarihine sahip.


Afrika Ulusal Kongresi (ANC) Kadın Seksiyonu apartheid karşıtı 8 Mart yürüyüşü (Adrew Wiard)

GÜNEY AFRİKA’DA ŞİDDET: GELENEK, SÖMÜRGE VE APARTHEID MİRASI
20. yy boyunca bağımsızlık mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olan kadınların 90’lı yıllarda apartheid sonrası ülkenin inşasında aktif rol oynamaları, kurulmakta olan demokrasiden kendi haklarını talep etmeleri de doğal. Bu durum yeni ülkenin ilk yasalarına da yansımış; ev içi şiddeti kriminalize eden evlilik içi tecavüzü özel olarak ele alan yasalar çıkarılmış. Güney Afrika eşcinsel evliliği tanıyan beşinci ülke. Gelin görün ki, yasaların zorunlu ama yetersiz olduğunu biz kadınlardan daha iyi kim bilir şu fani dünyada? Dünyanın en modern ve eşitlikçi görünen evlilik yasalarına da sahip olsa, ülkede “ukuthwala” adı verilen “kız kaldırma/kaçırma” geleneğiyle zorla evlilikler sürüyor. Ayrıca HIV virüsünün “bakire” bir kız çocuğuyla girilen cinsel ilişki vasıtasıyla iyileştiği hurafesi çocuk istismarının sistemikleşmesinde büyük rol oynuyor.


2000'li yıllarda HIV pozitif erkeklerin kız çocuklarına tecavüzleri birçok protestoya sebep olmuştu. “Soldaki döviz HIV/AIDS'i ilaçlar tedavi eder bakireler değil” (Foto: Anna Zieminski Kaynak: AFP)


"AIDS'in tedavisi bende değil" yazılı bir billboard

Güney Afrika polis kayıtlarına göre geçtiğimiz yıl 2 bin 930 kadın cinayetinin işlenmiş. Bu her 3 saatte bir kadının öldürüldüğü anlamına geliyor. Medya raporlarının, hükümet açıklamalarının, insan hakları örgütlerinin ortaklaştığı bir olgu da 2015/2016’yla kıyaslandığında kadın cinayetlerinde yüzde 117 oranında bir artış yaşanması. Benzer bir artış cinsel saldırılar için de geçerli; yine polis verilerine göre 2017/2018 aralığında 50 bin 108, 2018 ve 2019 eylülüne kadar 52 bin 420 cinsel saldırı suçu rapor edilmiş. Bunların 41 bin 583’ü tecavüz. Yani günde 114 kadın tecavüze uğruyor. Şiddetin bu kadar yaygın ve katlanılmaz olduğu bir ülkede kadınların isyan etmemesi mümkün değil. Daha geçtiğimiz eylül ayında 19 yaşında üniversite öğrencisi bir genç kadının tecavüz edilerek öldürülmesi infial yaratmış, “Vücudum senin suç mahallin değildir” diyen kadınlar meclise yürümüştü.


Eylül ayında "Bedenim Suç Mahalin Değil" diyerek binlerce kadın meclise yürüdü

ARKAİK BİR VAHŞET: MUTİLASYON
Kadın cinsel organının töre adına sakatlanması Afrika’nın özellikle de orta kesiminde doğusundan batısına her yerde görülen bir gericilik. Ancak hiçbir yerde Somali kadar yaygın değil. UNICEF’e göre bugün 20’li yaşlarda olan kadınların yüzde 98’i bu insanlık dışı işleme tabi tutulmuş. Genital mutilasyon haritasında kırmızı alarm veren diğer ülkelerse Mısır ve Sudan (yüzde 87). Onları yüzde 82,5 oranıyla Mali takip ediyor.


Klitorisin kesimi için kullanılan jilet genital mutilasyonun simgesi olmuştu


2010'lu yıllar Afrika çapında birçok ülkede genital mutilasyona karşı kadınların sokağa çıktığını gördük (FGM FemaleGenitalMutilation)

Bu oranın görece daha düşük (yüzde 21) olduğu Kenya’da mutilasyon tarihsel olarak politik bir çerçeve kazanmış. 1888-1963 yılları arasında İngiltere sömürgesi olan ülkede 1930’lu yıllarda “kadın sünneti” İngiliz sömürgeciliğine karşı mücadele veren bazı yerel gruplar için kendi toprağına ve kültürüne bağlılığın sembolü haline getirilmiş, kadınlar “ya beyazların misyonerlerindensin ya da kendi halkından” dayatması yaşamış. Kenya o günlerden bugüne cinsiyet uçurumunu kapatma yönünde ilerliyor olsa da (dünya sıralamasında 76. sırada), yakın partner şiddeti oranı yüzde 40 gibi yüksek bir düzeyde seyrediyor.

SOMALİ’DE KOKTEYL ŞİDDET: AÇLIK, CİHADİZM, ÇOCUK İSTİSMARI
Klan örgütlenmesinin hâlâ toplumsal hayatı belirlediği ülkede çocuk yaşta evlilik de hayatın olağan akışı gibi görülüyor. Kadınlar klanlar arası ticaret ve barışın pekiştirilmesinde bir sözlü anlaşma maddesi olarak alınıp veriliyorlar. Hal böyle olunca, UNICEF’e göre, ilkokul sonrası eğitime devam eden kız çocuğu oranı yüzde 5. Kız çocuklarının yüzde 54’ü, erkek çocukların yüzde 45’i çocuk işçi. Kadınlar yaşamları boyunca ortalama 6-7 çocuk doğuruyorlar.

Kadınların tek kabusu etkileri azalsa da hâlâ önemli bir belirleyen olan klan sistemi değil elbet. 30 yıldır savaşın hüküm sürdüğü Somali’de faaliyet gösteren cihadist örgütlerin en çok mağdur ettiği kesimler kadınlar ve çocuklar. El Kaide bağlantılı olduğu belirtilen selefi örgüt Mücahit Gençlik Hareketi ya da Eş-Şebab, kontrol altına aldığı bölgelerde, sanki kadınların hayatı yeterince çileli değilmiş gibi, şeriat rejimi uyguluyor, kadın ve çocukları silah altına alıyor. İnsani yardım kuruluşlarının verilerine göre 2,2 milyon insan gıda krizi yaşadığı ülkede, savaşın derinleştirdiği açlık sorununun aciliyeti demokratik haklar sorununu gölgeliyor.

ETİYOPYA’DA KADIN OLMAK: ÇALIŞ AMA DÜŞÜNME, KONUŞMA
Afrika’daki birçok ülkeden farklı olarak Etiyopya bir sömürge ülkesi olmamıştır. İnsan türünün doğduğu düşünülen bu topraklara faşizm gelene kadar.Mussolini yönetiminde 1936’da başlayan İtalyan işgali 1941 yılına kadar sürüyor İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere desteğiyle egemenliğini yeniden kazanan Etiyopya’da sosyalistlerinde de dahil olduğu iç savaşlar hiç dinmedi. Kadınlar her tarafta farklı ölçekte yer aldılar. Ancak Marksist-Leninistlerin iktidarı ele geçirdiği 1974 yılından sonra faal olan ve 5 milyon üyeye sahip olan Devrimci Etiyopyalı Kadınlar Birliğini özel olarak anmak lazım. Birlik, kadınların okuryazar olmalarında, köylerdeki ve kebele denilen mahalle ölçeğindeki yerleşimlerdeki örgütlenmelerine odaklanarak fabrikalarda kadınlar için özel örgütlenmeleri teşvik etmişti. Ne var ki tüm bu çabaların ulusal politika düzeyindeki karşılığının beklenilen düzeyde olduğunu söylemek mümkün değil.

Kadınlar 1991’e kadar süren Derg rejiminde de sonrasında kurulan Federal Demokratik Cumhuriyet döneminde de ülke yönetiminin eşit ortağı olamadılar. Bugünse parlamentonun yüzde 39’unu temsil ediyorlar. Ancak sadece yüzde 10’luk bir düzeyde yer bulabildikleri bakanlık koltukları erkeklere rezerve. Toprağa bağlı üretimin hâlâ yaygın olduğu Etiyopya’da kadınların yüzde 80’i (erkeklerin yüzde 90’ı) iş gücünde. Bu, Kuzey Avrupa ortalamasıyla aşık atabilecek yükseklikte bir oran. Ancak aynı işi yapan kadınlar erkeklerin yüzde 60’ı kadar ücret alabildiği gerçeği hâlâ Afrika’da olduğumuzu hatırlatsın.


Dünya kahve üretiminde üst sıralarda olan Etiyopya’da tarım iş gücünün büyük bir kısmını kadınlar ve çocuklar oluşturuyor

Evliliğin fetiş derecede kutsal sayılması da bir diğer hatırlatıcı olabilir; Etiyopya’da erkeklere tanınan çokeşlilik, ailelerin çocuk yaşta zorla evlendirme “geleneği” ve hatta tecavüz tanımının dahi “nikah bağı dışındaki cinsel ilişki” olarak yapılması kadınların hayatını cehenneme çeviriyor. Şiddet gören kadınların büyük bir kısmının hane içerisinde mağdur edildiği düşünüldüğünde “evlilik içi tecavüz” tanımının bile olmadığı bir ülke düşünün.UNICEF’in 2018 verilerine göre Etiyopya’da bugün 20’li yaşlarında olan kadınların yüzde 40’ı çocukken evlendirilmiş; 15-49 yaş aralığındaki kadınların yüzde 65’i “sünnet” adı altında sakatlanmış. Oran yüksek geldiyse, 2013’te bu sayının 74 olduğunu söyleyelim.

CİHADİSTLERİN ÇALDIĞI HAYATLAR: NİJERYA, NİJER VE ÇAD
Biz Ortadoğu’da IŞİD vahşetiyle sınanırken Afrika’nın batısında 2000’li yılların başında Nijer, Nijerya, Çad ve Kamerun’da bir başka cihadist örgüt peyda olmuştu. Dünya, adını 2014’te Nijerya’nın Chibok kasabasındaki bir okuldan 276 kız çocuğunu kaçırmasıyla tanıdı. Bu olay ülkedeki 2015 seçimlerinde yürütülen kampanyalara da damga vurdu ve #BringBackOurGirls (Kızlarımızı Geri Getirin) sloganı küresel bir ölçeğe yayıldı. Ne var ki Boko Haram sonraki 2 yıl boyunca saldırılarını yaygınlaştırdı. Kız çocuklarını kaçırıyor, onları köle pazarlarında satıyor, bir kısmını militanlarına eş yapıyor, bir kısmını canlı bomba olarak kullanıyordu. Tecavüz ve ölüm bu süreçlerin doğal bir parçası olarak işliyordu.Birleşmiş Milletler, 2016 yılının ortalarına gelindiğinde örgütün kaçırdığı kız çocuklarının ve kadınların sayısının 2 bini aştığını belirtiyordu. Zamanla IŞİD’e biat eden örgütün 2016 itibariyle zayıflamaya başladığı söylenebilir. Ancak Boko Haram bu zayıflamaya vahşileşerek cevap vermişti; 2017 yılınun ilk 3 ayında üst üste 27 çocuğu canlı bomba olarak kullandığı saldırılar düzenledi. 2018 ve 2019 yılı boyunca Nijerya, Nijer, Çad ve Burkino Faso’da devletin güvenlik güçlerini hedef alan eylemler yapmaya devam etti. 


"Kızlarımızı Geri Getirin" diyen binlerce kadın sokağa dökülmüştü


Michelle Obama, Boko Haram'ın kaçırdığı kız çocukları için başlayan "Kızlarımızı Geri Getirin" kampanyasına desteğini açıklamıştı

Boko Haram’lı birkaç yılın bakiyesi ise oldukça ağır oldu. Örgütün kaçırdığı ve köleleştirdiği kadınlar, Boko Haram sonrası hayatlarına hâlâ başlayabilmiş değiller. Çünkü özellikle Nijerya’da toplum “seks kölesi” damgaladığı bu kadınları dışlamaya devam ediyor. Alman gazeteci Wolfgang Bauer’inBoko Haram zulmünden kurtulan kadınlarla yaptığı röportajlara dayanan Çalınan Hayatlar kitabında detaylarıyla okuduğumuz vahşet travmanın izlerinin kolaylıkla silinmeyeceğini gösteriyor.


Boko Haram mezaliminden kaçan kadınlar Sayam Forage mülteci kampında

Yerinden edilen on binlerce insanın yüzde 70’i kadınlar ve çocuklar. Dünya Göç Örgütü, Nijerya’yı terk etmek için deniz yoluyla İtalya’ya giden kız çocuklarının sayısının 2014’te bin 454, 2016’da 11 bin 9 olduğunu belirtiyor. Bunların yüzde 80’i seks ticareti amaçlı insan kaçakçılığı suçlarına açık bir nüfus oluşturuyor.


Boko Haram vahşetinin yaşanılmaz kıldığı Nijeryada genç kadınlar kız kardeşlerini ve geleceklerini istiyor

İlgili haberler
Kuzeyden Doğuya Avrupa’da şiddet

Avrupa’da şiddet ne durumda? Her şey gerçekten de muhteşem mi? Peki ya göçmen kadınların durumu? Ger...

Yerli, siyah, göçmen ve işçi kadınların Amerikan k...

Amerika’da kadınlar Trump’ın saldırılarıyla boğuşuyor: Şiddet verileri maniple ediliyor, yerli kadın...

Latin Amerika’da ABD destekli ‘kadın kırımı’

20. yüzyıldan günümüze devam eden ekonomik, politik ve askeri ABD müdahaleleri, uyuşturucu karteller...

Asya kadınların sırtında duruyor

Dünyanın en büyük kıtasında yağma, talan ve yoğun emek sömürüsünden kadınların payına düşen yine ezi...