BİR KİTAP: Leylan
Evet kitap yolculuğumuz Selahattin Demirtaş’ın Leylan eseriyle ötekileştirilenlerin yürek yarasına...

Meslekte ilk yılımdı, Ağrı Dağı’nın eteğinde bir Azeri köyünde çalışıyordum. Iğdır ovasında verimli topraklarda Azeri köyleri, Ağrı Dağı’nın dibinde, kayaların arasında ise Kürt köyleri vardı. Birbirine yakın, birbirine uzak, komşu ama ırak… Bir gün köy minibüsüyle ilçeye gidiyordum. Yolda araca binen iki genç kendi aralarında Kürtçe konuşmaya başladılar. Araçta uyarmalar, homurdanmalar oldu. Gençler konuşmayı sürdürdü. Şoför aracı durdurdu. Ardından ne olduğunu anlamayan bu gençleri itiş kakış araçtan indirip minibüs yolcularıyla beraber tekme tokat dövdüler. Yaralanan gençler yol üstünde bırakıldı, minibüs yola devam etti. Bu olaydan bir süre sonra mahkemeden bir çağrı aldım. Yolcularla beraber gençleri döven şoför bu gençlerden kendisine saldırdıkları gerekçesiyle şikayetçi olmuş. Köyün öğretmeni olduğum için beni de tanık göstermiş. Mahkemeye gittiğimde sopa yiyen gençler de oradaydı. Hakim bana “Ne gördün? Anlat.” dedi. Ben yaşananları ayrıntılarıyla anlatınca mahkemedeki herkes şok oldu. En çok da lehlerine ifade verdiğim gençlerin şaşkın bakışını hiç unutmadım. Tabi o yıl bir daha da minibüse binemedim.

YARIM KALMIŞLIKLARA...

 “Sizin hiç onurunuz kırıldı mı?” sorusu bana sopa yiyen gençleri yeniden hatırlattı. “Şevkinizin kırılmasına, ayağınızın kırılmasına benzemez onurunuzun kırılması.” Siz iki dil arasında sıkışmanın ne demek olduğunu bilir misiniz? Okulda boş gözlerle öğretmene bakmak, sorulara cevap verememek… “Kürtçe konuşuyor olmak bir akıl hastalığıymış gibi iyileştirmeye çalışıyorduk kendimizi.”

Evet kitap yolculuğumuz Selahattin Demirtaş’ın Leylan eseriyle ötekileştirilenlerin yürek yarasına. Dillerinden dolayı azar işiten, kulakları çekilip kara tahtaya vurulan, geri zeka muamelesi gören çocukların ellerinden tutmaya… Lisede Türkçeyi öğrenip, kaçırdıkları dersleri nasıl telafi edeceğini bilmeyen, eğitimde fırsat eşitsizliği engeline takılan gençlere… Unutulanlara… Hapishane ziyaretlerinde Türkçe bilmediği için çocuğuyla konuşamayan analara… Yarım kalmışlıklara, yaşanamamışlara… İnkar edilen gerçekliğe… Ön yargılarımızla yüzleşmeye… Sonuçta mı, harika iki öykü. Kudret ve Leylan öyle saf, öyle temiz… Yarım kalmış bir aşk hikayesi… Topraklarımız bereketli, ne Kudret sevmekten tükenir ne Leylan… Ardından bilim, kurgu, polisiye, mizah, aşk, hüzün, harika bir öykü daha. Bediha, Sema, Zeliha, Mutlu ve Celal’in öyküsü memleket meseleleriyle harmanlanmış. Sevgiye, aşka, yasaklara, ihanete ve daha birçok şeye dair muhabbetler. Toplumsal, siyasal sürece tanıklık.

 Selahattin Demirtaş, Leylan’da iki farklı öykü, olağanüstü bir kurguyla aşka, aydın olmanın sorumluluğuna, bir dönemin siyasal atmosferine, Kürt çocuklarının eğitimine, onların karşılaştıkları güçlüklere dikkat çeker. Barış akademisyenlerinin imza kampanyası sürecine de yer verilen eser, adeta yakın tarihimize tanıklık eder. 

Fotoğraf: Kitap Kapağı

İlgili haberler
BİR KİTAP: İnci

'Hangi yaşta olursa olsun insan bir kez İnci’yi okuduktan sonra yaşama farklı bakar ve asla bu insan...

BİR KİTAP: Sokak Kızı Maggie

Kitap yolculuğumuzla 19. yüzyılın New York’unda varoş bir mahallede İrlandalı göçmen bir ailenin yür...

BİR KİTAP: Kağıt Ev

Kağıt Ev, kitapların önemine, bugünü ve geleceği nasıl belirlediğine, okumaya, aşka dair, akıcı, düş...