Direnişte gül sesleri...
Küçücük bir işçi iken kendine yol arayan Adelheid Popp’un mücadele bayrağı şimdi Flormar’ın direnişçi kadınlarında. Flormar işçileri sıkılı yumruklarını göstererek haykırıyorlar patrona: Bıçak kemikte

Adelheid Popp’un kendi kaleminden mücadelesini, yaşam kavgasını öğrendiğimiz Bir Kadın İşçinin Gençliği kitabı geçtiğimiz aylarda Kor Kitap tarafından Olcay Geridönmez çevirisiyle yayımlandı. Kitapta geçen her bir satırın, her bir anının ayrı bir önemi var ve günümüzde hâlâ geçerli. İşçi sınıfının, özellikle kadın işçilerin maruz kaldığı, yüz yıllardır değişmeyen -değiştirilmek istenmeyen- koşulların aynılığından dolayı da evrenselliğini koruyor. Peki, nedir Popp’ta bizi etkileyen şey?

KENDİNE YOL ARAYAN KÜÇÜK BİR İŞÇİ KIZ
1800’lü yıllar... Yer; Avusturya. İşçi sınıfı ağır çalışma koşullarıyla yüz yüze. Çalışma saatleri alınan ücretin kat kat üstünde. Popp’un ailesi ise ülkesinin karanlığını, çıkmazlarını içinde barındırmakta. Alkolik bir baba, kiliseye, yoz geleneklere sıkı sıkıya bağlı bir anne... Bu sıkışmışlığın içinde kendine yol arayan küçük bir kız. Yaşıtları gibi okula gitmek, oyun oynamak, güzel giysilere sahip olmak tabii ki onun da hayali. Fakat içine doğduğu koşullar buna izin vermiyor.

Henüz 13 yaşındayken hayallerini bir kenara bırakıyor ve fabrikaların o hiç de şefkatli olmayan kollarına doğru bir yolculuğa çıkıyor: Bakır fabrikasına merhaba! Burada çalışırken onu sarsan birkaç olay yaşıyor Popp. Aile ortamının neden olduğu, stresten ortaya çıkan hastalığının teşhisini koyuyor doktorlar. İşe ara vermek zorunda ama aynı zamanda da çalışmak...
Adelheid bu arafta kalışını şu sözlerle anlatıyor kitabında: “Yokluk, çalışma ve aşağılanmalar adına bugüne kadar ne görüp geçirmişsem, izleyen günler bunları kat kat aştı. Bakır fabrikasına artık dönemeyecektim. Bu işin benim için zehir anlamına geldiğini söylemişti doktorlar. Sağlığım biraz toparlanmış göründüğü için yeniden iş aramam gerekti. Bense sürekli bir korku içinde yaşıyordum... Ölebilmek, en büyük arzumdu. Fakat iş aramak zorundaydım...”

Derken çalışmaya devam etti. Fabrikada, çalıştığı tezgâh başlarında birçok adaletsizliğe şahit oldu. Hemcinslerinin o ağır koşulların altında nasıl da ezildiğini gördü. Toplumda insan yerine konmamanın öfkesiyle günden güne bilendi. En büyük şansı kitap okumayı çok sevmesiydi; ailesinde belki de en güzel şey abisi ve abisinin kendilerini işçi sınıfı mücadelesine adamış arkadaşlarıydı. Durmadan sorguladı Popp, patronları özel hazırlanmış yemeklerin tadına bakıp işçiler karavanadan çıkan özensiz o yemekleri yerken sorguladı. Yaratan onlardı, üreten onlar, peki bu sömürü de ne! Grevler örgütledi, arkadaşlarına 1 Mayıs çağrıları yaptı. Okudu, yazdı, çalıştı! Bu alışılmış sistem değişsin diye canını dişine taktı. Mücadele etmekten bir an bile geri durmadı Popp.


VE KENDİLERİNE BİR YOL ARAYAN FLORMAR İŞÇİSİ KADINLAR
Yıl 2018... Yer Türkiye... İşçi sınıfı ağır çalışma koşullarıyla yüz yüze. Çalışma saatleri alınan ücretin kat kat üstünde. İşçi kadınlar ülkenin karanlığını, çıkmazlarını omuzlarında taşımakta. OHAL bahanesiyle grevlere yasak getiren bir iktidar, işçisinin cebindeki üç kuruşa göz koymuş patronlar... Ve bu sıkışmışlığın içinde kendine yol arayan, sendikaya üye oldukları için işten atılan Flormar İşçisi direnişçi kadınlar. Sendikal haklarını kazanmak için günlerce nöbetteler. Kimisi çocuğuyla orada, kimisi eşiyle, dostuyla veya tek başına.

Yayınevimiz Kor Kitap olarak Adelheid Popp’u direnişteki işçilerle buluşturmak adına yola koyulduk Kadıköy’den. Umudumuza umut katan bu güzel kadınlarla buluşacak olmak, neler gözleyeceğimizi tam olarak kestirememek heyecanladırmıştı bizleri. Gebze Organize Sanayi Bölgesi’ne giriş yaptığımızda Haziran sıcağı karşıladı bizi. İşçiler gölgede oturuyor ve kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Alkışlarla karşılandık, sesimiz seslerine karıştı. Adnan (Özyalçıner) Abi, Sennur (Sezer) Ablamızın selamını iletti Sabah Türküsü’yle... Emek senin, umut senin, korku ne? Yeter ki eller ellere kavuşsun...
Derken bir hareketlilik oldu. Herkes sandalyesini kaptığı gibi Flormar fabrikasının brandalarla ve dikenli tellerle örülü duvarlarına koştu. İçeride çalışan işçiler molaya çıkacaklardı. Hep bir ağızdan haykırmaya başladılar: “Ne istiyoruz? İş! Ne istiyoruz? Ekmek! Vermeyecekler! ALACAĞIZ!”

Evet, kararlıydılar. Sıktıkları yumruklardan, inanarak attıkları sloganlardan belliydi; haklarını alacaklar. Fabrikanın kapısı araç çıkışı için açıldığı anda sessizlik oldu. Direnişçi bir kadın işçi bağırdı içerideki arkadaşlarına: “Korkmayın! Gelin bize katılın. Bu böyle gitmez!”

Flormar yönetiminin fabrikanın önüne park ettirdikleri o koca otobüsler engel olamıyordu seslerini duyurmalarına. Müzik çalmasıyla birlikte coşku daha da artıyordu. İçerideki işçiler de sessizce izliyorlardı olan biteni. El sallasalar suç, alkış tutsalar suç, arkadaşlarının yanında olamamak ayrı bir acı. İçeride olmak mı daha iyi, dışarıda olmak mı, diye sorsanız mücadele etmek derim ben. Aynı tezgâh başında olduğumuz arkadaşımızla veya sadece bir “günaydın”dan tanıdığımız o insanla birlikte olup hakkımız için direnmek ve o güzel günü beklemek belki de...
Arada fırsat bulup sohbet ediyoruz bir işçi kadınla. Sevkiyat bölümünde çalışıyormuş 4 yıldır. “Sendikalıyım”, diyor gururla. “Bunu biz örgütledik ve kapı dışarı edildik. Ama kararlıyız. Dönmek yok!” Türküler, marşlar, sloganlar derken molanın sonuna geliyoruz. Flormar değil direniş güzelleştiriyor hepimizi. Adelheid Popp’un mücadele bayrağı şimdi Flormar’ın direnişçi kadınlarında. Ve Flormar İşçileri sesleniyor içeri, sıkılı yumruklarını göstere göstere haykırıyorlar patrona: BIÇAK KEMİKTE!

Hamiş: Direniş alanından yemek yemeden ayrılmamıza izin vermiyor işçiler. Hep birlikte sıraya girip tabldotlarımızı alıyoruz. Bir köşe bulup yumuluyoruz yemeğe. Ve anne, özür dilerim senden. Yediğim en güzel yemek bu olsa gerek.

İlgili haberler
Biz ve onlar ayrışsın elbet... Ama bilelim, ‘biz’...

Gerçekten araya koyduğumuz “onlar ve biz” ayrımı şu parti ya da bu partiyle, şu inanç ya da bu inanç...

Çocuklar kelebek ömrüne mahkum olmasınlar diye...

Soruyoruz size; bugün “bekasını koruyoruz” dedikleri devlet, bizim çocuklarımızın canını hiçe sayıyo...

Flormar işçilerine ve tüm direnen kadınlara selam...

Güvenlik soruşturması gerekçesiyle işlerinden atılan ve 94. günde direnişlerine son veren Ege Üniver...