Elimizden alınan ekmeği de gülü de geri alacağız
‘Patronların her yerde olduğu gibi bizim depoda da istediği şey bizi birbirimizden uzaklaştırmak, var olan direncimizi kırmaktı. Başardılar denir mi, bilemiyorum, ama biz yılmadık.’

Esenyurt’ta yaklaşık 5 bin işçinin çalıştığı tekstil deposundan bu mektup. Kovid-19’un gün geçtikçe daha fazla yayıldığı, depo içinde mobbingin hiç eksik olmadığı, bütün işçilerin yarış atı gibi çalıştığı bir zamandan… 

Yaklaşık 3 yıldır bu depoda çalışıyorum, şartlar gün geçtikçe zorlaşıyor. Günlük adet limiti var, saniyede bir buçuk ürün yapmamız lazım ki adetimizi verebilelim. Tabii ki çok zorlanıyoruz. İlk zamanlar haftalarca korkuttular, işten çıkarılacak ilk işçi siz olursunuz diye, biz de birlik olduk. Kim sayısını çıkaramamış ise gittik ona yardım ettik. Sürekli bir çözüm olmasa da arkadaşımızı korumuş olduk. Zamanla daha fazla alıştık birbirimize, evleri evlerimiz, sıkıntıları ise sıkıntımız olmuştu artık. Kimin ne derdi var ise çekinmeden anlatabilirdi bir diğerine. Biz zaten halinden anlardık. Mesela bir kadın arkadaşımızı aramızda para toplayıp ameliyat ettirdik. Bir cenazeye tüm bölüm eksiksiz katıldık. Sevgilisinden ayrılan bir arkadaşımızı günlerce teselli ettik. Hatta birinin asker eğlencesini bile burada yaptık. İyi olan her şeyi beraber karşıladık, kötü günlere beraber göğüs gerdik. Artık birbirimizin sadece iş arkadaşı değil, kardeşi olmuştuk. Evden fazla birlikte vakit geçiriyorduk, yanımızdaki arkadaşımızı ailemizden görüyorduk.

Benim gördüğüm ilk birlik bir arkadaşımızın iş kazası geçirmesi sonucu gerçekleşti. Bölümde tüm işçiler o gün çalışmadık. Talebimiz arkadaşımızın en iyi şekilde tedavi ettirilip, çalışma alanımızın düzenlenmesiydi. Tabii başarı ile sonuçlandı. İşyerindeki ümidim oldu bu. Birbirimize güvenimiz daha fazla artmıştı. Zaman zaman böyle kazanımlar elde etsek de tüm depoda bu dayanışmayı örmek biraz zordu. Bu arada bölümdeki herkes meslek hastalıklarına yakalanmaya devam ediyordu. Gün geçtikçe koşullar daha da ağırlaştı. Başka depolara bizi bir bir böldüler. Görüşme imkânımız daha zordu artık. Zaten farklı semtlerde oturan insanlardık. Birbirimizi sadece telefondan görür olmuştuk. Bir de kovid çıktı başımıza, uzak mesafeler daha da açılmış oldu. Alınmayan önlemler yüzünden insanlar bir bir sevdiklerini kaybetti ve bize sadece telefon etmek düştü. Günlerce hastanede yatan arkadaşımızı bir gün ziyaret edemedik. Bu dönemde dahi mesaiye bıraktılar bizi. Aslında hem pandemi yüzünden ağırlaşan çalışma koşullarımız, hem bölümlerimizin değiştirilmesi hem de yaşam koşullarımızın gün geçtikçe zorlaşması dayanışmamızı zayıflatan en büyük etkenler oldu.

‘SESİMİZ BİRLİKTE ÇIKINCA O KADAR GÜR OLUYOR Kİ’

Aslında pandemi başladığında çok güzel bir dayanışma gösterip hem Evrensel gazetesine, hem de bu dergiye yazılar yazarak çalışma koşullarımızı anlatmıştık. 15 gün ücretli izin kazanmıştık. Taleplerimiz yaygın test ve çalışma saatlerinin düzenlenmesiydi. İlerleyen zamanlarda baskılar işçiler arasında geri adıma yol açtı. İyice makineleşmiştik, artık kimse kimseyle konuşamıyordu. Depodaki tek önlem sosyal mesafe oldu. Fakat çalışma alanlarında iç içe çalışmaya devam ettik. Kimi evine ekmek almaya bile zorlanır hale gelmişti ve bizim bundan haberimiz bile olamadı. Patronların her yerde olduğu gibi bizim depoda da istediği şey bizi birbirimizden uzaklaştırmak, direncimizi kırmaktı. Başardılar denir mi bilemiyorum ama biz yılmadık. Yine birleşmek için çaba göstermeye başladık. Tekrar birbirimize yardım etmeye ve halini hatırını sormaya başladık. Elimizdeki bütün imkanları yeniden birlikte olabilmeye harcadık. Tabii bu imkanlardan en değerlisi yine Ekmek ve Gül ve Evrensel Gazetesi oldu. İşyerinde komitelerimizi tekrar toparlarken, bunun çağrısını gazetemizde de yaptık. Nasıl ücretli izin hakkımızı aldıysak, nasıl ilk derdimizde gazetemiz, dergimiz sayesinde birbirimize seslendiysek yine aynı şekilde devam ediyoruz. Sesimiz birlikte çıkınca o kadar gür oluyor ki, önümüzde hiçbir patron duramaz! Geçmişten bugüne her fırsatta kazanımlarımıza saldırdı patronlar, ama koşullar ne kadar zor olursa olsun bizler yan yana durmaya, birleşmeye, örgütlenmeye devam edeceğiz. Çünkü hak ettiğimiz yaşamı kurmanın bundan başka bir yolu yok.

Görsel: Freepik

İlgili haberler
Sömürü neydi?

Patronların bir sınıf olduğu kolay anlaşılıyor. Oysa işçilerin de bir sınıf olduğunu anlatmaya gelin...

Depo işçisi: Gece gündüz çalıştığım yer beni işten...

"Kreşler kapalı, çocuğumu bırakabileceğim bir kreş de yok. Senelerdir gece gündüz demeden çalıştığım...

Depo işçisi kadınlar kreş ve insanca yaşanacak bir...

Kadınların öncelikli iki talebi var, birincisi asgari ücretin açlık sınırının altında kalmaması, iki...

DEPO VE MAĞAZA İŞÇİLERİ: Karnımız da ruhumuz da aç

Mağaza ve depo işçisi kadınlar Kağıthane, Çorlu ve Küçükçekmece'den anlatıyorlar: Karnımız da ruhumu...

Esenyurt’tan işçi kadınlar: Bu yoksulluktan Cengi...

Bir tarafta ağır çalışma koşullarından, zorunlu mesailerden hali kalmayan, borç batağına saplanmış i...

Patronun serveti büyüyor, işçilerin ise borçları…

Pandemi boyunca üretime devam eden, devletten teşvik üstüne teşvik alan ve kârlarına kâr katarak büy...