Elbet bu böyle gitmez, gidemez….
Soruyoruz, ‘Ne olacak? Nasıl olacak? Böyle bir hayat mı yaşamak istiyorsunuz? Bu böyle gider mi sizce?’ Cevaplıyorlar, ‘Ne olacak ve nasıl olacak, bilmiyoruz. Ama böyle gitmez, gidemez’.

Sabah saat daha 07.00 bile olmamış, erkenden sendikadan arkadaşlarla buluşuyoruz. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonun (DİSK) kıdem tazminatının gasbedilmesine ilişkin mücadele çağrısı olan bildirilerini işçilere ulaştıracağız.  

Yer Kıraç... İşçi duraklarında biz hazır bekliyoruz, işçiler işe gitmek için servisleri beklerken birer ikişer toplanmaya başladılar. Az sonra öbek öbek işçi kümelerinin arasında dolaşıyoruz. Kadın-erkek, her yaştan birçok işçi bekliyor. Bir çoğu maskeli, maskesizler daha az. Ama hemen hepsi yorgun... Yeni uykudan uyanmış gibi dinç değil de daha çok yorulmuş ama dinlenememiş gibi bitkin ve solgunlar…

Bildirilerimizi verirken bir yandan da sohbet etmeye çalışıyoruz. Kıdem tazminatının fona devredilmesine işçiler kaygılılardı. “Bu kadar da olmaz. Elimizde bir tek kıdem kaldı, ona da göz diktiler” diyor işçiler. Bildirilere ilgi oldukça fazla. Servis araçlarından uzanıp sesleniyorlar:

Abla bize de verir misiniz? Biraz fazla verin, içeridekilere de verelim.

Bazen de biz öneriyoruz, servislerin açık camlarından uzatıyoruz elimizdeki bildirileri:

Alın arkadaşlar, fabrikadaki arkadaşlarınıza verirsiniz!

Böylece sesimiz elden ele…

İşçi durakları sınıfı en net görebildiğimiz somut alanlarda biridir, öğreticidir. Sohbet ediyoruz, kıdemi anlatıyoruz, genç bir işçi soruyor, “Abla bu kıdemi askere gidince alamayacak mıyız?” Bir başka işçi ise sesleniyor bize, “Anlatın, anlatın da öğrensinler ne dolaplar döndüğünü. Bana da verir misiniz?”.

Özellikle gençler ve kadınlar, genç kadınlar, kıdem konusunda oldukça duyarlı. Soru sorup cevap arıyorlar. Gıda, plastik, petro-kimya, tekstil, çelik metal gibi iş kollarında çalışıyorlar. Hangisine dokunsan bin ‘Ah’ işitiyorsun, çoğu umutsuz ve düzenin değişmeyeceğine düşünüyor. Ama böyle gitmeyeceğini de biliyor. Ücretler çok düşük, mesai saatleri 10-12 saat arasında, pandemi sürecinde de hep çalışmışlar. İşçilerin büyük bölümü kısa çalışma ödeneğinden ücret almışlar. Öfkeliler, hiç kimsenin işçiyi düşünmediğini, işçiye hiçbir faydası olmadığını belirtiyorlar. İstikrar paketlerinin patronlar için çıkarıldığını söylüyorlar. Bildiriyi dikkatle okuduklarını izliyorum. Almayan çok az. Hep telaşlılar ama en çok da kadınlar. Geç kalma telaşı bu. ‘Aman servisi kaçırmayayım!’.


KİBAR FEYZO’DAKİ GİBİ: SEN, SEN, SEN; GEL!
Yavaş yavaş seyreliyor duraklar. Arkadaşlarım sesleniyor bana: 

— İleride kadınlar grup halinde bekliyor!

Oraya doğru ilerliyorum, bir kaldırım kenarında öbekleşmiş, çoğunluğu gençlerden oluşan 15-20 kadın bekliyor. Kaldırıma yaklaşan araçtan inen genç bir adam kadınların arasından seçiyor, ‘Sen, sen, sen; gel’. Eliyle işaret ettiği kadınlar bekleyen araca doluşuyorlar. Araç hareket ettiğinde kalanlar beklemeye devam ediyor. Yaklaşıp soruyorum, ‘Servis mi bekliyorsunuz?’ diye. ‘Yok abla, burası işçi pazarı’ diyor biri. ‘Bizler yevmiyeciyiz. Buradan işçi seçip günlük işe götürüyorlar.’

Aklıma Kemal Sunal’ın ‘Kibar Feyzo’ filmindeki işçi pazarında geçen sahne aklıma geldi.

— Aynen abla, biz de kendi aramızda konuşurken aklımıza o sahne geliyor.

— Günlük işçi (yevmiyeci işçi) lazım olduğu zaman patronlar buradan temin ediyor. Biz sabah 7.30 ile 08.30 arası burada bekliyoruz. İş çıkarsa yevmiyeci gidiyoruz, çıkmazsa o gün boştayız.

— Ben aşçıbaşıyım, otelde çalışıyorum, pandemi nedeniyle oteller kapalı. 4 aydır evdeyiz, kimsede 1 kuruş yok, kredi borçlarım var, mecburen böyle idare etmeye çalışıyoruz...

— Ne sigorta var ne de başka bir şey! O gün çalıştığımızı o gün yiyoruz, başka da bir şey yok. Her gün çıksa her gün gideriz, ama olmuyor, her gün iş yok.

Biz konuşurken başka bir araç yaklaştı ve birkaç kadın daha gelen araçla işe yol aldı.

Suriyeli bir grup göçmen işçi ile konuşmaya çalışıyoruz. Genç kadınlar bunlar, en büyükleri 20 yaşında. 14 yaşındaki erkek kardeşleri de onlarla birlikte çalışıyor. Aylık bin lira aldıklarını söylüyorlar. Sigorta yok zaten denetleyen de yok. Meslek lisesi öğrencisi bir grup genç kadın anlatıyor. Stajyer öğrenci olduklarını, yaz olması sebebiyle staj yaptıkları iş yerinde haftada 6 gün ve günde 14 saat çalıştırıldıklarını söylüyorlar. Mesai zorunlu, zaten ona da kalmasalar verilen ücret çok az, asgari ücretin 1/3’ü.

Soruyoruz, “Ne olacak? Nasıl olacak? Böyle bir hayat mı yaşamak istiyorsunuz? Bu böyle gider mi sizce?”

Cevaplıyorlar, “Ne olacak ve nasıl olacak, bilmiyoruz. Ama böyle gitmez, gidemez”.

Onlara değiştirmek için mücadele etmeleri gerektiğini söylüyoruz; örgütlenme, bir arada olma, ortak mücadele etme çağrımızı ısrarla yineliyoruz.


İlgili haberler
Esenyalı’da kadınlar kıdem tazminatının gasbına ka...

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği üyeleri halk pazarına çıkıp bildiri dağıtarak ‘Kıdem tazminatımıza...

Kıdem tazminatı kadın işçiler için neden önemli?

Kocaeli’den Ebru Yiğit kıdem tazminatının gaspını, bu gaspın kadınları nasıl etkileyeceğini ve işçil...

Kıdem tazminatı tek umudumuz, umudumuzu vermeyiz

Hükümet kıdem tazminatının fona devri planını sonbahara erteledi ancak gündeminden çıkarmış değil. M...

METAL İŞÇİSİ KADINLAR: Kıdem tazminatı bizim gelec...

Pandemi döneminde salgını önlemek yerine yine kıdem tazminatını fona devretme planları yapan iktidar...

İşçi kadınlar kıdem tazminatının gasbına öfkeli: Ç...

Kıdem tazminatının gasbı ile ağır koşullarda çalışan kadın işçiler daha ağır ve güvencesiz çalışma k...

Esenyalı’da işçi kadınlar: Kıdem gasbına karşı bir...

Farklı iş kollarından çalışan kadın işçiler Esenyalı Kadın Dayanışma Derneğinin çağrısıyla bir araya...