İçindeki gücü keşfeden kadın, ‘Sibel’
En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu, Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu Ödülleri ile Adana Film Festivalinin gözde filmlerinden biri olan Sibel filmini Çise Yıldız yazdı.

Adana Film Festivalinde öne çıkan filmlerden olan Sibel, En İyi Film Ödülü, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü, Yardımcı Rolde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü olmak üzere üç ödülle festivalden döndü. Çağla Zencirci ile Guillaume Giovanettinin yönettiği film farklı olduğu için toplum tarafından kabul görmeyen Sibel’in bir taraftan kendi varlığı ile kabul görme mücadelesini ele alırken, bunun yanında ataerkil toplumun baskı ve denetimine karşı çıkışını bizlere aktarmakta.

Filmin hikayesi Karadenizde 500 yıllık bir gelenek olan ve halk arasında kuş dili olarak da ifade edilen ıslık dilinin hâlâ aktif olarak kullanıldığı Kuşköy’de kurulmuş. Bu köyde babası ve kız kardeşi ile birlikte yaşayan 25 yaşındaki Sibel dilsizdir, ancak ıslık dilini kullanarak köydekilerle iletişim kurmaktadır. Farklılığı nedeniyle, yerel halk tarafından dışlanan ve hatta uğursuz olarak damgalanan Sibel, Karadeniz’in sık ormanları içerisinde karşımıza elinde tüfeğiyle çıkar. Köylülerin kurt dolaşıyor korkusu ile uzun yıllardır gitmeye cesaret edemediği ormanlık bir dağda bu korku nesnesinin peşine düşen Sibel’in bu tehlikeli alana girerken motivasyonu korku yaratan kurdu öldürerek, toplum tarafından itibar kazanmak. Fakat, bu tehlikeli alanda yaptığı ısrarlı yolculuk ve yine burada gerçekleşen bir karşılaşma sonrasında kendini içinde bulduğu yeni durum onun kendi içindeki gücün farkına varmasını sağlar.

‘KARŞILAŞMA VE DEĞİŞİM’
Sibel, Ali ile toplumun güvenli olarak tanımladığı sınırların dışında karşılaşır. Ali, verili sistemin dayatmalarını kabullenmeyen ve kendi ifadesiyle başkası için savaşmayı reddedip, sadece kendisi için savaşan biridir. Hakkında pek bir şey bilinmeyen, ilk karşılaşmada korku uyandıran yabancı figürü toplumda rahatsızlık ile karşılanır. Ali, iktidarın sunduğu sistemi reddetmenin iktidar dilinde sıkça rastlanan bir karşılığı olarak teröristlikle suçlanmaktadır. Sibel, tanımadığı bilmediği kurdun peşinden koşarken verili olanı reddetme gücünü içinde taşıyan Ali ile ortak bir noktada buluşur.

‘FİLM ÖRGÜSÜ İÇERİSİNDE TOPLUMSAL CİNSİYET ROLLERİ’
Bu küçük köyün toplumsallığı içerisinde kadınların hayatlarına çizilen genel rota bir talip çıktığı anda erken yaşlarda evlenerek ataerkil hane ilişkilerinin bir yenisinin içine girmektir. Film örgüsü bu karşımıza çıkan nişan ritüelleri, gelen talipler, çöp çatanlar olarak karşımıza çıkar. Sibel’in henüz okul çağında olan kız kardeşi için de aynı rota söz konusudur ve babalarının kısıtlayıcı tutumu daha çok bu kız kardeş için geçerlidir. Erken yaşta evliliklerin yaygın olduğu bu köyde 25 yaşına gelen, konuşma engelli olduğu için normal kabul edilmeyen ve bir talibi olmayan Sibel ise namus anlamında toplumun öngördüğü tehlikeyi oluşturmadığından eve giriş çıkışlarında kız kardeşine göre daha esnek olabilmektedir. Bu da sırtında tüfeği, boynuna doladığı kırmızı yazması ile ormana gidebilmesini bize açıklıyor. Ancak, bu Sibel’in ev içi ve ev dışı emeği üzerinde ataerkil bir denetimin söz konusu olmadığı anlamına gelmez. Sibel gün içerisinde tarla işlerinde çalışırken, yemek ve temizlik gibi hane içi emek gerektiren işlerin sorumluluğu da onun üzerindedir.

‘ÇATIŞMA BAŞLIYOR’
Sibel’in kendi gücünü keşfetme yolculuğu onun gündelik uğraşlarında bir değişikliği de zorunlu kılar. Ev dışında giderek daha uzun zaman geçirmesine ve hatta ev içi işleri aksatmasına yol açar. Zamanla babasının ev işlerinin aksayan düzeni konusundaki rahatsızlığı hissedilir. Diğer taraftan, Sibel’in bu ıssız alanda geçirdiği uzun vakitler köyde dedikoduların yayılmasına neden olur. Mahalle baskısının artmasıyla baba figürü artık Sibel’in hareket alanı üzerinde de daha denetleyici tutumlar geliştirmeye başlar. Babası ile kurduğu görece iyi ilişkilerin sarsılması işte bu iki bağlamda açığa çıkar: Hane içi işlerin sürdürülmesi yönündeki dayatma ve bedenin denetlenmesi gereken bir nesne olarak yeniden tanımlanması. Sibel’in toplumsal ve ataerkil baskının ağırlaştığı bu anda sergilediği itiraz, kız kardeşi ve hatta yaşıtı olan diğer kadınların da hayatına dokunur; varolan ataerkil denetimi parçalayacak bir gücü ortaya çıkarır.
PEKİ, NEDEN KADIN FİLMLERİ BU KADAR AZ?
Kadınların toplumsal alanda karşı karşıya olduğu pek çok sorun varken ve sinema bu sorunları sorgulamaya açacak; değişimi yönünde mücadeleye katkı sunacak bir alanken kadın hikayelerini feminist perspektifle ele alan filmlerin sayısı neden bu kadar az? Erkek egemen sinema endüstri içerisinde kadın yönetmenlerin filmlerine finansal kaynak bulabilmeleri erkek yönetmenlere oranla çok daha zor. Bunda kadın bir yönetmenin bir film ekibini organize etmekte yetersiz kalacağı, filmin bütçesini yönetmekte başarılı olamayacağı gibi erkek egemen bakış açısına bağlı kimi ön yargıların etkisi olduğunu sinema sektörü içerisindeki kadınların deneyimlerinden dinlemekteyiz. Diğer taraftan, erkekler ataerkil toplumun esas aktörleri olarak sahnedeyken, emeği ve varlığı görünmez kılınarak ikincil konuma itilen kadınların hikayelerinin piyasada ilgi görmeyeceği fikri kadın filmlerinin yeterli destek bulamamasının nedenlerinden. Ayrıca, ev içi işlerin sorumluluğu kadınlar ve erkekler arasında eşit şekilde paylaşılmadığı sürece kadınlar sanatsal üretime erkeklerle eşit koşullarda katılabilir mi? Kadınlar olarak kendi üretimlerimizi açığa çıkarabilmek için ataerkil sistemin dayatmalarına karşı çıkmak kaçınılmaz bir zorunluluk. Bu yüzden, bir ürün ortaya koymak için girişeceğimiz emek süreci feminist mücadele ile birlikte yürümelidir.
Kendi varlığını göstermek için tehlikeli olduğu söylenen bir alana gitme cesaretini gösteren Sibel peşine düştüğü kurdun ardından kendi içindeki kurdu keşfediyor. Kendi gücünü keşfeden Sibel yaktığı ateşle diğer kadınları da çağırıyor. Bize çizilen sınırları aşma ve içimizdeki kurdu keşfetme mücadelemiz, kadınlar olarak birbirimize çağrımız, dayanışmamız sürüyor.


‘TÜM DIŞLANMIŞ VE ÖTEKİLEŞTİRİLMİŞLER İÇİN...’
25. Uluslararası Adana film festivali ödül töreninde feminist duruş öne çıktı. Uluslararası Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Urszula Antoniak, konuşmasında dünya genelinde pek çok başarılı kadın yönetmen olmasına rağmen festivalin yarışma bölümüne seçilen filmler arasında tek bir kadın yönetmenin filminin bulunmayışını şaşkınlık ve hayalkırıklığı ile karşılamış olduğunu dile getirdi. Sibel filmindeki muhteşem performansı ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülüne layık görülen Damla Sömez de ödülü tüm dışlanmış ve ötekileştirilmişler için aldığını belirterek “Bu ödülü almak çok onur verici ama aynı şekilde bu dönem sinemamızda bu kadar az kadın hikayesi olması çok üzücü. Kadın hikayelerimizin sinemamızda çoğalması dileğiyle” dedi.
İlgili haberler
GÜNÜN FİLMİ: Hayatını yaşa, Margarita

Engelli insanların da duyguları ve cinsel istekleri vardır, halk tarafından bilinir ama yokmuş gibi...

İşe Yarar Bir şey

Bir filmin sizi perdedeki anın içine çekmesi nasıldır bilir misiniz? O an karakterlerin yanında, o d...

GÜNÜN FİLMİ: Şşş! Kızlar Bağırmaz! (Hiss Dokhtarha...

İranlı Yönetmen Puran Dırahşende’nin 2013 yapımı filmi. Film sorumsuz davranan topluma gönderme yapı...