Koca bir dünyanın gerçeği; KEFERNAHUM
Yoksulluk, savaş, göç, istismar, sömürü ve daha pek çok Ortadoğu gerçeğini anlatan Kefernahum filmi, bir yanıyla koca bir dünyanın gerçekliğine dayanıyor.

Ocak itibarı ile Türkiye’de vizyona giren ‘Kefernahum’, Cannes’da jüri özel ödülü almasının ardından şimdi de Oscar için konuşuluyor. Yoksulluk, savaş, göç, istismar, sömürü ve daha pek çok Ortadoğu gerçeğini anlatan film, aslında ve ne yazık ki sıradışı bir konuya sahip olmamasına karşın, sinema izleyicilerinin büyük beğenisini topluyor. Filmin bir çocuk üzerinden anlatılması sebeplerden biri olabilir.

BİR KAN BAŞKA BİR KANA NASIL UZANIR? 

Film, 12 yaşındaki Zain’in elleri kelepçeli bir halde mahkeme salonuna getirilişi ve ailesinden kendisini doğurdukları için davacı oluşu ile başlıyor. Sonra hikayede geriye dönüldükçe, akan bir kanın başka bir kana nasıl uzandığını izliyoruz.

Sorulduğunda Zain’in bile sayısını tam olarak bilemediği kardeşleriyle uyuduğu yatakta, bir sabah uyandığında bir damla kan görür. Daha sonra küçük kardeşleri ile sokakta satıcılık yaparken kız kardeşi Sahar’ın şortunda da kan görünce Sahar’ı aldığı gibi hemen eve götürüp şortunu yıkar. Kız kardeşine bu durumu herkesten saklamasını tembihledikten sonra çırak olarak çalıştığı bakkaldan birkaç paket ped çalıp kız kardeşine götürür.

Yaşadıkları mahallede tarifi zor bir yoksulluk vardır. Zain’in ailesi de bu yoksulluğun bir parçası. Filmde görünen çocukların hemen hepsi, bakımsızlıktan perişan durumdadır. Aynı çocuklar, yaşları kaç olursa olsun, bir şekilde çalışarak eve para getirmektedir. Fakat ailenin geçiminin esas kaynağının “çalışma” olmadığını, eczaneden alınan ilaçlarla yapılan uyuşturucudan ve ailenin pek çok ferdinin cezaevinde oluşundan anlıyoruz.

Bu yoksulluğu bir nebze azaltmanın yollarından biri sofradan tabak eksiltmektir. Üstüne bir de hediye almak isteniyorsa tek yol çocuklardan birini evlendirmektir. Zain tam da bu nedenle Sahar’ın regl oluşunu ailesinden gizlemek ister. Çünkü yaşanan yerde, adet görmeye başlamak artık evlenilebileceğini gösterir. Zain ise çok sevdiği kız kardeşinin birkaç tavuk karşılığında satılmasını istemez. Buna kolayca engel olamayacağını anlayınca önce kız kardeşini kaçırmanın yollarına bakar... Bütün film boyunca olduğu gibi Zain’in yaşamdaki bütün çabaları çocukçadır... Haliyle kardeşini kaçırma çabası da çare olamaz ve bir gün yanında çıraklık yaptığı bakkal gelip 11 yaşındaki Sahar’ı kendisine “eş” yapmaya götürür. Filmin belki de en etkileyici sahnelerinden biri Sahar’ın zorla götürülüşüdür. Öyle ki ekranın girip engellemek istiyorsunuz.

Zain, kardeşini kaçırmak için yaptığı hazırlığı kendi kaçışı için kullanır. Nenesine gitme niyetindeyken, örümcek adam kostümlü yaşlı bir adamın peşine takılıp lunaparka girer. Aslında hikayenin kademe kademe zorlaşması da burada başlıyor.


ÇOCUKLARIN ÖLMEDİĞİ YERE
İş ararken göçmen bir işçi kadınla tanışan Zain, kendisini kadının 1,5 yaşındaki oğlu Yonas’a bakarken bulur. Kadın, çalışabilmek için hiç tanımadığı küçük Zain’e oğlunu emanet ederek işe gitmek; Zain ise hiç tanımadığı bu kadının evinde kalmak ve çocuğa bakmak zorundadır.

Açlık ve sefaletin Zain’in ailesininkinden daha derin olduğu bu göçmen mahallesinde, hayatta kalma mücadelesi bir kat daha zordur. Kimlik bulmaya çalışan kadının tutuklanması ile Zain bebek Yonas’la bir başına kalır.

12 yaşında bir çocuğun, 1,5 yaşında bir başka çocuğa bakmak, onu doyurmak, para kazanmak zorunda kalması ve o çocuk çaresizliği insanın yüreğine bir taş gibi oturuyor. Göçmenlerin içinde göçmenlik, yoksulluğun içinde yeni bir yoksulluk, ailesizliğin içinde yeni bir ailesizlik, çocukluğun içinde yeni bir çocukluk... Zain, Yonas’ı korumak için, annesinden öğrendiği uyuşturucuyu yapıp satmaya kadar elinden gelen her şeyi yapar ama insanların satıldığı pazarın birinde Yonas’ı başka bir aileye satılmak üzere bir esnafa verir. Karşılığında “çocukların ölmediği” İsveç’e mülteci olmak için... Ama “kağıt” isterler. Zain’in devlet gözünde varlığını kanıtlayan “kağıt”ları hiç olmamıştır ki!

Kağıtları bulmaya evine gittiğinde ise Sahar’ın hamile kalıp öldüğünü öğrenir ve koşarak kardeşinin “kocasını” bıçaklar! Sahar’ın yatağa değen o adet kanı, Zain’in ellerini bulaştırdığı kana işte böyle uzanır...

Zain’in mahkeme salonundaki hesap soruşu ile sona gelir film. Uzun uzun anlatınca filmi bitirdim sanmayın. Bir bu kadarı daha var içinde. Bir bu kadar daha hikaye, bu kadarından daha fazla acı...


MODERN ÇAĞIN VAHŞİ YAŞAMI
Film, bir çocuğun hayatta ve ayakta kalma mücadelesine değil aslında, koca bir dünyanın gerçekliğine dayanıyor. Yoksulluğun, şiddetin ve kimliksizliğin nasıl da kısır bir döngü içerisinde birbirlerini beslediğinin en “savunmasız” yanının hikayesi. Yalnızca suç işlediklerinde devlet gözünde “var” olarak kabul edilen insanların yaşama mücadelesi verirken yalnızca bir hayaletten ibaret oluşlarının anlatısı. Birileri doğuyor, yaşıyor ya da ölüyor fakat herkes kendi yaşamından mesul. Modern çağın vahşi yaşamı...

Zain mahkemede “Ailemden davacıyım beni doğurdukları için. Daha fazla çocuk doğurmasınlar, onlar da benim gibi olacaklar” dese de filmin içinde haklı ya da haksız yok. İyilik ya da kötülük de insanlara yüklenmemiş...

Filmin bana hissettirdiği en sarsıcı duygu ise, belki de filmi izlemeye giderken bir Zain’in yanından geçip sinemaya gitmiş olmaktı... İstanbul’un sokaklarında her gün karşımıza çıkan bir gerçekliğin filmini izlemek için sinemaya gitmiş olmaktı...


İlgili haberler
GÜNÜN FİLMİ: Dangal

‘Yarın kazanırsan tek başına kazanmayacaksın. Milyonlarca kız da kazanacak. Erkeklerden aşağı görüle...

GÜNÜN FİLMİ: Alice artık burada oturmuyor

Eskilerden bir film izleyip nostalji yapmaya ne dersiniz? 1974 yapımı ‘Alice artık burada oturmuyor’...

Yaşam çizgileri

Tarihin yeni ve nispeten eski zamanlarında yaşamış iki kadının yaşamını ve mücadelesini konu alan bu...